Judge Napolitano - Judging Freedom

Adı Belirtilmeyen Konuk: Trump Yönetimine Artık Kimse Güvenmiyor

İngilizce podcast kesitinde adı belirtilmeyen bir sunucu ile adı belirtilmeyen bir konuk, President Trump döneminde ABD’nin güvenilirliği, İran’la müzakere ihtimali ve savaş kararının arka planı üzerine konuştu. Bölümde özellikle İran, Russia, China ve uluslararası yatırımcıların Trump yönetimine güvenip güvenmediği tartışıldı; konuk, ABD’nin artık dış aktörler tarafından güvenilir bir muhatap olarak görülmediğini savundu.

Trump Yönetimine Güven Sorunu

Sunucu, tartışmayı İran’ın Trump’ın “real estate agents” olarak nitelediği müzakerecileriyle masaya oturmasının anlamlı olup olmadığını sorarak açtı. Soru, İran’ın Amerikan müzakerecilerini “tamamen güvenilmez” ve taahhütte bulunup buna sadık kalmaktan aciz görüp görmediği üzerineydi.

Konuk, yanıtında bu güvensizliğin yalnızca İran’la sınırlı olmadığını belirtti. Ona göre Russia ve China liderlikleri de Trump’a veya yönetimindeki herhangi bir isme güvenmiyor. "Benim izlenimim, ne Russian liderliği ne Iranian liderliği ne de Chinese liderliği President Trump’a ya da yönetimindeki herhangi birine güveniyor," diyen konuk, bu güvensizliğin merkezinde Trump’ın politikalarındaki tutarsızlığın bulunduğunu ifade etti.

Konuk, Trump yönetiminin “istikrarı” konusunda da dış aktörlerin güven duymadığını savundu. Trump’ın kararlarının uzun vadeli, tutarlı bir stratejik yaklaşıma dayanmadığını söyledi. Ona göre kararlar aceleyle alınıyor, çoğu zaman son dakikada şekilleniyor ve hatalı bilgilere dayanıyor.

"Kararları herhangi bir uzun vadeli, tutarlı stratejik görüşe dayanmıyor; hepsi aceleci ve çoğu kez yanlış bilgilere dayanan son dakika sonuçları," diyen konuk, bunun uluslararası sistemde ciddi sonuçlar yarattığını vurguladı.

Yatırımcıların Çekingenliği ve Yeniden İnşa Tartışması

Konuk, güvensizlik ortamının yalnızca diplomatik temasları değil, ekonomik ve yeniden inşa süreçlerini de etkilediğini söyledi. Ona göre uluslararası yatırımcılar Ukraine’a, Middle East’e veya savaş sonrası onarım ve yeniden inşa gerektiren bölgelere girmeye istekli olmayacak. Bunun nedenini de Trump’ın yeni bir savaş başlatmayacağına veya herkesi riske sokacak “başka yeni aptalca bir fikir” ortaya atmayacağına dair güven bulunmaması olarak açıkladı.

"Uluslararası yatırımcılar bu ülkelerin hiçbirine gitmeyecek; Ukraine’a gitmeyecekler, Middle East’e gidip hiçbir şeyi onarmayacak, yeniden inşa etmeyecekler," diyen konuk, yatırımcıların Trump’ın başka bir savaşı başlatmayacağına güvenmediğini belirtti.

Konuk, ABD’ye yönelik güven kaybını keskin bir ifadeyle özetledi. "Kısa cevap şu: Artık bize hiç kimse güvenmiyor," diyen konuk, buna daha önce konuşulduğunu söylediği kırılgan mali koşulların da eklendiğini ifade etti. Sonbahara doğru ilerlerken olumlu bir gelişme görmediğini söyleyen konuk, "Şu anda sonbahara doğru giderken hiçbir iyi haber görmüyorum. Hiç," değerlendirmesini yaptı.

Savaşın Başlama Nedeni Üzerine Değerlendirme

Sunucu daha sonra, “Bunun 100 gününden sonra” Trump’ın bu savaşı neden başlattığı konusunda konuğun rahat bir kanaate sahip olup olmadığını sordu. Konuk, bu soruya evet yanıtını verdi ancak değerlendirmesini kesinlikten çok kendi izlenimleri ve başkalarının işaret ettiği yorumlar üzerinden kurdu.

Konuk, Trump’ın önceki yönetimi sırasında Iran’a karşı bir savaşla ilgilenmediğini, bunu yakından gördüğünü söyledi. Aynı zamanda bu dönemde de Trump’ın gerçekten savaşa girmek istediğini düşünmediğini belirtti.

"Donald Trump’ın bu sefer gerçekten savaşa gitmek istediğini sanmıyorum," diyen konuk, Trump’ın çatışmaya Netanyahu’nun kaybetmesinden sonra katıldığını savundu.

Konuk, olayların kendi anlatımına göre Israel’in bombardımanıyla başladığını, ardından Trump’ın telefonla gelen bir gelişme sonrası sürece dahil olduğunu söyledi. Bu anlatımda ABD’nin “partiye geç kaldığı” vurgulandı. "Israelis bombalamaya başladı, sonra telefon çaldı ve o ‘Tamam’ dedi; biz de dahil olduk," ifadesini kullanan konuk, Trump’ın savaşa katılımını dışarıdan gelen baskı ve bilgilendirmelerle ilişkilendirdi.

Rejim Değişikliği Beklentisi

Konuğun temel iddiasına göre Trump’a, savaşın çok kısa sürede biteceği söylendi. Bu bilgilendirmenin istihbarat çevrelerinden, özellikle Israelis’ten ve Trump’ın kişisel olarak güvendiği bazı yakın danışmanlardan geldiğini öne sürdü. Ona göre Trump, çatışmanın üç, dört ya da en fazla beş gün içinde sonuçlanacağına inandırıldı.

Konuk, bu beklentinin Iranian hükümetinin suikastlar veya “salt terör” yoluyla çökeceği düşüncesine dayandığını söyledi. Bu senaryoya göre Iranian halkı ayağa kalkacak ve herkesin nefret ettiği söylenen hükümeti devirecekti. Ancak konuk bu planın başarısız olduğunu savundu.

"Bu işin üç, dört, belki beş günde biteceği söylendi ve bence buna inandı," diyen konuk, Trump’ın hükümetin suikastlar ya da korku yoluyla çökeceğine ikna edildiğini belirtti.

Konuk, rejim değişikliği seçeneğinin sonuç vermemesi üzerine savaşın hedefinin değiştiğini söyledi. Ona göre bu noktada yeni amaç, İran’ı bombalar ve füzelerle teslimiyete zorlamak oldu. Konuk, bunun pratikte Iranian devletinin ve ülkesinin dağılmasını zorlamaya çalışmak anlamına geldiğini savundu.

Netanyahu, Israel ve Bölgesel Hedefler

Konuk, Iranian devletinin çözülmesinin Israel tarafında istenen asıl sonuç olduğunu iddia etti. Netanyahu’nun hedefinin de bu yönde olduğunu öne sürdü. Ancak Trump’ın bunu baştan beri anlayıp anlamadığı ya da sonradan fark edip geri dönemediği konusunda hüküm vermekten kaçındı.

"Rejim değişikliği çıkmaz sokak olunca yeni hedef, ‘Iranlıları bombalar ve füzelerle teslim olmaya zorlamalıyız’ oldu," diyen konuk, bunun gerçekte Iranian devletinin dağılmasını zorlama anlamına geldiğini ifade etti.

Konuk, benzer bir mantığın Russia için de geçerli olduğunu savundu. France, London ve Germany’deki “NATO globalists” olarak tanımladığı çevrelerin Russia’nın parçalanmasını, bölünmesini ve fiilen yok edilmesini görmek istediğini söyledi. Bu iddiasını, söz konusu çevrelerin daha sonra Russia’nın kaynaklarının finansal çıkar çevreleri tarafından kullanılmasını amaçladığı değerlendirmesiyle bağladı.

Bu bölümdeki ifadeler, konuğun yorum ve iddiaları olarak sunuldu. Transcript, bu iddiaları doğrulayan ayrı bir kanıt veya karşı görüş içermiyor. Ancak konuk, Israel ve NATO çevrelerine ilişkin değerlendirmelerini Trump’ın savaş kararını anlamak için kullandı.

Trump’ın Sorumluluğu ve Belirsizlik

Konuk, Trump’ın süreçteki rolünü anlatırken hem sorumluluk atfetti hem de bazı noktalarda belirsizliği korudu. Trump’ın savaşa bilinçli şekilde girmek istemediğini düşündüğünü söyledi, fakat aynı zamanda Trump’ın güvenilir olmayan ve stratejik temelden yoksun kararlar aldığını savundu.

Konuğun değerlendirmesine göre Trump, danışmanlarının ve istihbarat kaynaklarının verdiği bilgilere dayanarak kısa sürede sonuç alınacağına inandı. Bu beklenti gerçekleşmeyince savaş hedefi değişti ve daha yıkıcı bir çizgiye kaydı. Ancak Trump’ın bu daha geniş hedefi baştan beri anlayıp anlamadığı konusunda açık konuşmadı.

"President Trump bunu her zaman anlamış mıydı, yoksa sonradan anlayıp trenden inemeyecek hale mi geldi, buna hükmedemem," diyen konuk, Trump’ın niyeti konusunda kesin bir yargıya varmadığını belirtti.

Podcast kesiti, İran’la müzakere olasılığından başlayarak Trump yönetiminin uluslararası güvenilirliğine, yatırımcı davranışlarına, savaşın hedeflerine ve Israel ile NATO çevrelerine atfedilen stratejik beklentilere uzandı. Konuğun genel sonucu, ABD’nin Trump yönetimi altında dış aktörler açısından güvenilir bir taahhüt veremediği ve bu nedenle diplomasi ile yeniden inşa süreçlerinin ciddi biçimde zarar gördüğü yönündeydi.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol