The Thinking Muslim

Dr. Moss Ansari: Amerikan Müslüman Gençliği İçin Asıl Mücadele Evde Başlıyor

İngilizce yapılan The Thinking Muslim bölümünde sunucu Muhammad Jalal, Baltimore’da eski IKNA başkanı Dr. Moss Ansari ile ABD’de Müslüman gençlerin durumu, liberal toplum baskısı, 9/11 sonrası kimlik krizi, Gazze’nin etkisi ve Batı’da Müslüman ebeveynliğin zorlukları üzerine konuştu. Bölüm, Amerikan Müslüman toplumunun genç kuşakları dinî kimlik, ahlak, aktivizm ve aile içi kültür bakımından nasıl yetiştirebileceği sorusuna odaklandı.

Amerikan Müslüman Gençliği ve Liberal Toplum

Muhammad Jalal, söyleşiye Batı’da özellikle İngiltere’den bakıldığında Amerikan Müslüman gençlerinin İslam konusunda daha liberal eğilimlere sahip olduğu yönündeki algıyı sorarak başladı. Dr. Moss Ansari, Amerikan Müslüman gençliği içinde liberal ve ilerlemeci eğilimlerin bulunduğunu kabul etti; ancak son yıllarda iki büyük olayın bu zihniyeti dönüştürdüğünü savundu: COVID-19 salgını ve Gazze’de yaşananlar.

Ansari’ye göre COVID-19, özellikle Batı dünyasına ve ABD’ye insan gücünün sınırlarını gösterdi. ABD’nin “dünyanın en gelişmiş ülkesi” olmasına, tıbbi tesislere, araştırma bütçelerine, ilaçlara ve ekipmanlara rağmen salgın karşısında çaresizlik yaşandığını söyledi. Kendi eşi yoğun bakımdayken onu ziyaret edemediğini anlattı. “Bütün güç ve imkânlara rağmen yaşanan çaresizlik, dünyaya hayatımızın ve hayat hakkındaki düşüncemizin başka bir yönünü gösterdi,” diyen Dr. Moss Ansari, salgının gençler dahil birçok Müslümanda otoritenin insanda değil Allah’ta olduğu fikrini güçlendirdiğini belirtti.

İkinci büyük kırılma noktası olarak Gazze’yi işaret etti. Soykırımların tarihte daha önce de yaşandığını, ancak günlük ve canlı görüntülerle izlenen bir yıkımın insanlık tarihinde benzersiz olduğunu söyledi. Ansari, Gazze’nin en liberal zihinlerde bile düşünce biçimini etkilediğini savundu. “En liberal zihinlerde bile artık düşünceyi Gazze belirliyor,” diyen Ansari, yaşanan acı ve karanlığın içinde bunun bir bilinç dönüşümüne yol açtığını ifade etti.

9/11 Sonrası Baskı ve Kimlik

Jalal, 9/11 saldırıları sonrasında ABD’de Müslümanların Patriot Act ve istihbarat kurumlarının yoğun takibiyle büyük baskı altına alındığını hatırlattı. Bu dönemin Müslümanları, hayatta kalabilmek için dinî kimliklerini seyreltmeye itip itmediğini sordu.

Ansari, bunun kısa bir süre için doğru olduğunu söyledi. 9/11 günü hastanede hasta muayene ederken televizyonda World Trade Center’a uçakların çarptığını gördüğünü anlattı. İlk tepkisinin, saldırıyı Müslümanların yapmamış olmasını dilemek olduğunu söyledi. Sonrasında Müslüman toplumda haftalar, hatta aylar süren bir sessizlik, şok ve inkâr dönemi yaşandığını belirtti.

O dönemde birçok erkeğin sakalını kestiğini, birçok kadının korkudan başörtüsünü çıkardığını, bazılarının isimlerini değiştirdiğini anlattı. Bazı âlimlerin de daha muhafazakâr çizgilerden çok liberal söylemlere yöneldiğini söyledi. Ansari’ye göre bu süreç, Müslümanların “topluma entegre olma” adı altında daha Batılı görünmeye, konuşmaya ve davranmaya çalışmasına yol açtı. Ancak bunun uzun ömürlü olmadığını, İslami kuruluşlar, âlimler ve imamların zamanla Müslümanları dinin özüne döndürmek için yoğun çalışma yaptığını ifade etti.

Demokrat Parti, Cumhuriyetçi Parti ve İlerlemecilik

Jalal, 9/11 sonrası George W. Bush yönetiminin ardından birçok Müslümanın Demokrat Parti’ye yakınlaştığını, çünkü Demokratların iç politikada daha yumuşak bir yüz sunduğunu belirtti. Müslümanların bu süreçte liberal sola fazla yaklaşıp yaklaşmadığını sordu.

Ansari, bunun kısmen doğru olduğunu söyledi. Ancak 9/11 sırasında başkan Demokrat Parti’den olsaydı farklı davranacağından emin olmadığını ekledi. Cumhuriyetçi Parti ile Siyonizm ve evangelikal Hıristiyan çevreler arasında o dönemde daha belirgin bir yakınlık olduğunu belirten Ansari, Bush yönetimindeki Rumsfeld, Dick Cheney ve John Ashcroft gibi isimlerin politikalarının Müslümanları sola ittiğini anlattı.

Kendi babasının vizeyle ABD’de bulunduğu dönemde haftalık kayıt zorunluluğuna tabi tutulduğunu aktardı. Washington DC’ye iki buçuk saatlik yolculukla gitmek zorunda kaldıklarını, yaşlı babasının soğukta dışarıda bekletildiğini söyledi. “Sanki suçlu olmadığınızı kanıtlamak zorundaydınız,” diyen Ansari, Müslümanlara yönelik bu muamelenin onları Demokrat Parti’ye ve ilerlemeci çevrelere yaklaştırdığını belirtti. Ancak Demokrat Parti’nin de yıllar içinde değiştiğini, bugünkü “aşırı liberal ve aşırı ilerlemeci” çizginin son dönemde daha belirginleştiğini söyledi.

Ebeveynlik, Ekran Süresi ve Toplumsal Normlar

Söyleşinin merkezinde Batı’da Müslüman ebeveynlik vardı. Jalal, gençlerin ilerlemeci ahlaki değerlerden etkilendiğini ve bunun ebeveynliği karmaşık hale getirdiğini söyledi. Ansari, gençlerin bu zihniyete yönelmesinde ailelerin planlı şekilde liberal olmasından çok, toplum normlarını farkında olmadan takip etmesinin etkili olduğunu savundu.

American Academy of Pediatrics ve American Academy of Psychiatrists tarafından yapılan çalışmalara atıfla, 6-10 yaş arası çocuklarda günlük ekran süresinin bazı araştırmalarda 6 ila 10 saat arasında, gençlerde ise 11 ila 13 saate kadar çıktığını söyledi. En muhafazakâr tahminle günde 8 saat ekran, 6-8 saat okul ve 8 saat uykunun çocuğun tüm gününü doldurduğunu belirtti. “Peki ebeveynler nerede? Terbiye nerede?” diye soran Ansari, Instagram, Snapchat ve X gibi platformların liberal ve ilerlemeci içeriklerle gençlerin sinir sistemine hitap ettiğini ifade etti.

Ansari, Batı’daki Müslüman aileleri üç gruba ayırdı. İlk grup, kendilerinin veya çocuklarının İslam’ı yaşamasıyla ilgilenmeyen ailelerdi. İkinci ve en büyük grup, iyi Müslüman çocuklar isteyen ama içinde yaşadıkları toplumun normlarına kapılan ailelerdi. Üçüncü ve küçük grup ise çocuk yetiştirme konusunda açık bir yol haritası olan ailelerdi. Ona göre çoğu aile “liberal olmayı planlamıyor”; sadece içinde bulunduğu toplumun akışına uyuyor.

Müslüman Ev Kültürü: Namaz ve Haya

Jalal, Ansari’nin kendi beş oğlunu yetiştirirken bilinçli bir plan izlediğini söyleyerek bu planın nasıl başlaması gerektiğini sordu. Ansari, bunun tek tek kararlardan ibaret olmadığını, evin tüm değer sistemi ve kültürüyle ilgili olduğunu söyledi.

Bir Müslüman evine girildiğinde o evin kültürünün hemen hissedilebileceğini belirtti. Bazı evlerde arka planda müzik, uygunsuz duvar süsleri ve tamamen liberal bir atmosfer görülebileceğini; bazı evlerde ise Allah’ı hatırlatan bir iklim, Kur’an ayetleri, selamlaşma adabı ve kadın-erkek mahremiyetine dikkat eden bir düzen bulunabileceğini anlattı.

Ansari’ye göre Batı’da Müslüman ev kültürünün iki temeli var: salat ve haya. Salatın dinin direği olduğunu, haya yani iffetin ise İslam’ın ayırt edici vasfı olduğunu söyledi. “Eğer haya evimizde korunmazsa, hiçbir yerde korunmaz,” diyen Dr. Moss Ansari, liberal toplumda en çok saldırı altında olan değerin modesty yani haya olduğunu vurguladı.

Ailelerin evde namaz için belirli bir alan ayırması gerektiğini söyledi. Yemek odası, misafir odası, yatak odası varken namaz için ayrılmış bir alanın birçok evde bulunmadığını belirtti. Çocukların küçük yaştan itibaren evde cemaatle namaza tanıklık etmesinin zihniyetlerini değiştireceğini savundu.

Helal, Dua ve Çocukları Hayal Kırıklığına Uğratmamak

Ansari, ebeveynlikte çocukları bizzat yetiştirmenin önemini vurguladı. Sleepover yani çocukların başka evlerde gece kalması uygulamasına temkinli yaklaştığını söyledi. Gidilen evde ne yenildiğinin, namazın vaktinde kılınıp kılınmadığının, ne izlendiğinin ve yemek masasında hangi konuların konuşulduğunun bilinmesi gerektiğini belirtti.

Batı’da çocukların 18-19 yaşında üniversite için evden ayrılmasının da dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kendi çocuklarını bu dönemde evden uzaklaştırmadığını, hatta çocukları üniversiteye giderken onlara yakın olmak için ev taşıdıklarını anlattı. Ona göre 18-21 yaş arası, gençlerin İslami aktivizme ve dine ömür boyu bağlanabileceği kritik bir dönem.

Helal gıdanın yalnızca zabihah et anlamına gelmediğini söyledi. “Helal gelirden söz ediyorum; helal tutumlardan, helal gözlerden, helal kulaklardan ve helal zamandan söz ediyorum,” diyen Ansari, hayatın namaz etrafında düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca babaların ve annelerin çocukları için dua etmesinin gücünü küçümsememesi gerektiğini belirtti.

En önemli uyarısını ise aile içi tutarlılık üzerine yaptı. “Çocuklarınızı asla hayal kırıklığına uğratmayın; ahlakınızla, karakterinizle, davranışınızla onları hayal kırıklığına uğratmayın,” diyen Ansari, anne-baba arasındaki kötü ilişkinin bütün iyi ebeveynlik çabasını yok edebileceğini söyledi. Bir hasta örneğinde 16 yaşındaki bir kızın, anne ve babasının kavgası ve birbirini incitmesi nedeniyle İslam’a inanmadığını söylediğini aktardı. Kızın, “Eğer onların takip ettiği din buysa, ben o dini takip etmeyeceğim” dediğini anlattı.

Çocukları Toplumdan Korumak mı, Hazırlamak mı?

Jalal, bazı izleyicilerin çocukların toplumdan koparılamayacağını, aşırı korumacı yetiştirmenin onları hayata hazırlamayacağını söyleyebileceğini belirtti. Ansari, burada “gelecek hayat”tan ne anlaşıldığını sorguladı. Kariyer ve eğitim için mi, yoksa asıl ve sonsuz hayat için mi hazırlık yapıldığını sordu.

Homeschooling örneğini vererek birçok zengin ve beyaz Amerikalı ailenin de okul sistemindeki ahlaki bozulma nedeniyle çocuklarını evde eğitmeyi tercih ettiğini söyledi. Pediatrist olarak kendi tecrübesinde okul ortamına hiç girmeden akademik olarak çok başarılı olan gençler gördüğünü anlattı. Bir gencin hiç lise okumadan doğrudan üniversiteye geçtiğini, 22 yaşında MCAT sınavında çok yüksek puan aldığını söyledi.

Ansari, çocukların immodesty ve ahlaki bozulmaya maruz bırakılmasının gerekli olmadığını savundu. Ona göre çocuklar dürüst, ahlaken güçlü ve bilinçli şekilde hazırlanmalı; ancak bu, her türlü çevresel zarara erken yaşta maruz kalmaları anlamına gelmemeli.

Müslüman Ülkeye veya Texas’a Taşınmak

Jalal, bazı Batılı Müslüman ailelerin çocuklarını zararlı okul ortamlarından çıkarmak için Istanbul gibi Müslüman çoğunluklu yerlere taşındığını söyledi. Ansari, bu niyetin anlaşılır olduğunu, ancak her şeyin evde başladığını belirtti. Evde İslami kültür kurulmamışsa ülke değiştirmenin tek başına işe yaramayacağını söyledi. Hatta Middle East ve Saudi Arabia’da büyüyüp ABD’ye geldikten sonra çok daha liberal hale gelen aileler gördüğünü anlattı. Sosyal medya nedeniyle dünyanın her yerde benzerleştiğini ekledi.

Texas’a taşınan Müslümanlar konusunda ise asıl nedenin eyalet yasalarından çok Dallas’ta oluşan İslami kurumlar ve tanınmış âlimler olduğunu savundu. Liberal eyaletlerde solun cinsiyet ve okul politikalarında “çok ileri gittiğini” söyledi; ancak Texas’ın da güçlü İslamofobik siyasi yapılar barındırdığını belirtti. Ted Cruz’un Israel’i savunmayı Senato’daki amacı olarak sunduğunu hatırlattı. Sonuçta, “Farkı yaratan sizin kendi evinizdeki hatanız ya da doğrularınızdır,” diyerek meselenin coğrafyadan çok aile kültürü olduğunu savundu.

Dindarlık ve Aktivizm Arasındaki Kopukluk

Söyleşinin sonunda Jalal, dindar Müslüman ailelerin başarılı gençler yetiştirdiğini, ancak bu gençlerde zaman zaman adalet ve aktivizm bilincinin eksik kaldığını söyledi. Gazze için çalışan kurumların yeterli gönüllü bulmakta zorlandığını aktardı.

Ansari bu kopukluğu kabul etti ve bunun da ailede başladığını söyledi. Müslüman ailelerin çoğu zaman aynı ideolojiye ve pratiğe sahip olmayan çevrelerle sosyalleştiğini belirtti. Ona göre salat, insanı yalnızca bireysel ibadete değil, adalet için ayağa kalkmaya da hazırlamalı. “Şeytan sizi yarı zamanlı Müslüman yapar; yaptığınızın yeterli olduğunu hissettirir,” diyen Ansari, İslam’ın bütüncül bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

Peygamber döneminde herkesin âlim olmadığını, ancak herkesin aktivist olduğunu söyledi. Tabuk ve Hunayn örneklerini vererek İslam’a hizmette örgütlü çalışmanın zorunlu olduğunu savundu. Çocukların küçük yaştan itibaren dava, hayır ve tebliğ çalışmalarına katılması gerektiğini belirtti.

Gazze konusunda ABD ve Batı’daki Müslüman liderliğin sorumluluğunun daha ağır olduğunu söyledi. Çünkü bu toplumlarda yaşayan liderlerin kaynak, güç ve kamuoyu oluşturma imkânı bulunduğunu savundu. “Gazze’de dökülen her damla kan, özellikle ümmetin liderleri için Allah’ın huzurundaki sorguyu artıracak,” diyen Ansari, savunmacı ve temkinli kalmanın Gazze’nin fedakârlığına karşılık olmadığını ifade etti. Fatima Hassouna’nın öldürülmeden önceki “Ölümümü daha gür duyurun” mesajını hatırlatarak, bu gür sesin Batı’daki Müslüman toplumun öncüleri tarafından yükseltilmesi gerektiğini söyledi.

Genç Müslümanların Durumu

Çocuklarınızı asla ama asla hayal kırıklığına uğratmayın. Kıza ne olduğunu sordum; söylediği ilk şey şuydu: “Anne babamdan nefret ediyorum. Bu dine inanmıyorum. Bu dine inanmamamın sebebi de babamla annemin birbirleriyle kavga etme, birbirlerini incitme biçimi. Eğer onların takip ettiği din buysa, ben o dini takip etmeyeceğim.”

Fark sizin hatanızdan, kendi evinizden başlıyor. Batılı Müslüman toplumun geride kaldığını düşünüyorum. Günde 8 saat ekran süresi Instagram, Snapchat, X ve diğerlerinde geçiyorsa, bunların hepsi nedir? Liberal. Eğer bunu kendi evimizde korumazsak, hiçbir yerde korunmayacaktır. Helal gelirden bahsediyorum. Helal tutumlardan bahsediyorum. Helal gözlerden, helal kulaklardan, helal zamandan; her şeyin helal olmasından bahsediyorum.

Program Açılışı

Sunucu: Genç Müslümanların durumu, ama aynı zamanda ebeveynlerin genç Müslümanlarımız için ne yapabileceği... Ebeveynlerin ve ailelerin büyük çoğunluğu sadece toplumun normlarını takip ediyor. Şeytan’ın rehberliğini takip etmeyin; çünkü onun yaptığı şey sizi yarı zamanlı bir Müslüman hâline getirmektir.

Baltimore’dayım; Muslim community içinde United States’teki en büyük kuruluşlardan biri olan IKNA’nın eski başkanı Dr. Moss Ansari ile birlikteyim. Asalam allayikum ve Thinking Muslim’e hoş geldiniz.

Dr. Moss Ansari: Beni davet ettiğiniz için teşekkür ederim.

Sunucu: Sizi burada, Baltimore’da, kendi mahallenizde programda ağırlamak gerçekten büyük bir memnuniyet. Alhamdulillah. Şunu da söylemeliyim: Sanırım USA’ye her geldiğimde çok cömert bir ev sahibisiniz ve alhamdulillah, sizi görmeye gelmeyi dört gözle bekliyorum; bunun bir sebebi de elbette çok güzel bir Pakistani yemeği yemem. Jazak, burada bulunduğum süre boyunca gösterdiğiniz tüm misafirperverlik için çok teşekkür ederim.

Dr. Moss Ansari: Rica ederim.

American Muslim Community ve Gençlik

Sunucu: Bugün gerçekten American Muslim community hakkında, özellikle de America’daki gençlerin durumu hakkında konuşmak için buradayız. Bunun sizin için önemli bir konu olduğunu biliyorum ve genç Müslümanlarımız, onların diyelim ki liberal American society içinde nasıl bir durumda oldukları hakkında pek çok konuşma yaptığınızı da biliyorum.

Bu yüzden sadece genç Müslümanların durumuna değil; ebeveynlerin genç Müslümanlarımız için ne yapabileceğine, toplulukların ne yapabileceğine, sizinki gibi community groups’un neler yaptığına ve ayrıca West genelinde genç Müslümanlarımızı dine ve Islam’a yakın tutmak için neler yapılabileceğine derinlemesine girmek istiyorum.

Bugün konuşacak çok şey var. Sanırım sohbete bir stereotiple başlamalıyım. Çoğu stereotip gibi bunun da muhtemelen çok abartılı ve belki de oldukça yanlış olduğunu biliyorum. Ama özellikle biz Brits, kendi sorunlarımızı düşünmek yerine American Muslims hakkında çok konuşmayı sevdiğimiz için, genç Americans’ın Islam söz konusu olduğunda muhtemelen yelpazenin en liberal ucunda olduğunu ya da en azından çok liberal eğilimlere sahip olduğunu düşünme eğilimindeyiz. Bunu da American society’nin müsamahakârlığına bağlıyoruz.

Belki buradan başlayalım. Yani sizin bakış açınızdan, onlarca yıldır davet çalışmasının içinde olan biri olarak, genç Müslümanlar söz konusu olduğunda gördüğünüz ve endişelendiğiniz bir şey bu mu?

Liberal Zihin Yapısı, COVID ve Gaza

Dr. Moss Ansari: Evet, doğru şekilde işaret ettiğiniz gibi American Muslim youth içinde ve genel olarak American Muslims arasında liberal bir zihin yapısı oldukça fazla var.

Ama Allah subhanana wa ta'ala’nın kendi planları vardır. Ben inanıyorum ki son neredeyse 6 yıldır American Muslims ve American Muslim youth, dünyadaki herhangi bir insan gibi, insanlık tarihinde muhtemelen kimsenin birlikte şahit olmadığı iki olaya şahit oldu.

Bunlardan biri coronavirus’tü. Coronavirus temelde bütün dünyaya, özellikle western world’e, özellikle de dünyanın gücü olarak bize tamamen yeni bir zihin yapısı verdi. Bir hekim olarak ben ve benim gibi pek çok kişi, dünyanın en gelişmiş ülkesinde yaşıyoruz. En fazla tıbbi imkânlara, her türlü hayat kurtarıcı tedbire, milyarlarca dolarlık araştırmaya, elimizde olabilecek en iyi ekipmana ve ilaçlara sahibiz.

Ama nüfusa oranla muhtemelen en yüksek ölüm sayısı western world’de, her şeyin bolluk içinde olduğu toplumlarda yaşandı. İster servet olsun, ister araştırma, ister tıp. Bunun American Muslims ve gençler dahil dünyaya gösterdiği şey şuydu: Güce, otoriteye ve kontrole sahip başka biri var.

Bu birinci noktaydı. 7 milyon insan, 70 milyon insan dünyadan ayrıldı ve pek çoğu insanların kendilerini çok çaresiz hissettiği bir durumda bu dünyadan ayrıldı. Hastaneleri hatırlıyorum; COVID sırasında eşim hastayken ve yoğun bakımdayken benim de kendi hikâyem vardı. Onu ziyaret edemedim. Ailem, çocuklarım onu ziyaret edemedi. Bütün güç ve kudrete rağmen bu çaresizlik duygusu dünyaya hayatlarımızın farklı bir yönünü ve hayat hakkında düşünmenin farklı bir yönünü gösterdi.

Ama sonra, yine son 2 yılda, insanların Gaza’da gördüğü şey de çok benzersiz. Dünya böyle bir şeye hiç şahit olmadı. Soykırımlar geçmişte oldu. Birçok farklı yüzyılda yaşandılar. Ama her gün canlı görüntüler izlemek de o kadar benzersiz, o kadar güçlü, o kadar sarsıcı bir şey ki zihin yapısını değiştirdi.

Bu yüzden sorunuzu yanıtlarken gerçekten inanıyorum ki tüm liberalizme, tüm açıklığa ve daha ilerlemeci bir yaklaşıma yönelime rağmen, pek çok zihin otoritenin başka bir yerde bulunduğunu ve o otoriteye itaat edilmesi gerektiğini düşündü.

Dolayısıyla gençler arasında hatırı sayılır ölçüde açıklık ve liberalizm olmasına rağmen bunun gerçekten bir zihin yapısı değişimi olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, America’da her gün şahit olduğumuz çok büyük sayıda sağlam genç olduğuna da inanıyorum.

Sudan’da Tıbbi Misyon

Konuşmacı: Mal bugün burada, Sudan Aluman Teaching Hospital’da; ilk cerrahi tıbbi ekibimiz birçok hayatı kurtarmak için geldi. Ortopedik cerrahi ekibimiz, nörocerrahi ekibimiz ve kraniyal tümör cerrahisi ekibimiz var.

Sonsuza dek.

Professor Sharif.

Çok iyi.

Ortaklarımıza ve destekçilerimize: Siz sadece bağışçı değilsiniz. Siz bir can damarıısınız. Her bir taahhüt birçok hayat kurtarır. Verdiğiniz her destek, hayatta kalma ve güç hikâyelerinin yazılmasına yardım eder. Bu misyon birçok misyonun ilki olsun. Krizden daha gür, korkudan daha büyük olsun. Birlikte sadece yanıt vermiyoruz. Umudu yeniden inşa ediyoruz.

Lütfen bağış yapmak için btml.us/thinking Muslim adresini ziyaret edin.

Şimdi size 11 Eylül’den sonraki onyıllar ya da yıllar hakkında sorabilir miyim? Bir süredir bunun üzerine konuşuyoruz; biliyorsunuz, Müslümanlar burada America’da muazzam bir inceleme ve denetim altına alındı. Patriot Act vardı ve çeşitli istihbarat kurumları çoğu zaman haksız biçimde Müslüman topluluklara odaklandı. Sizce bunun sonucu, Müslümanları bu tür bir ortamda ve toplumda gelişebilmek ve hayatta kalabilmek için belki farkında olmadan imanlarının bir kısmını seyreltmeye başladıkları bir yöne itmek oldu mu?

Belki kısa bir süre için.

Evet.

Hatırlıyorum, 11 Eylül’de buradaydım; aslında hastanede, bir hasta odasında vizit yapıyordum.

Hı hı.

Ve hastayı muayene ederken odada haberleri gösteren bir televizyon vardı. Tam o anda uçakların World Trade Center’a çarptığını fark ettim. Aklıma gelen ilk şey şuydu: Umarım, inşallah bu Müslümanlar tarafından yapılmış bir şey değildir. Ama ondan sonra, birkaç hafta, hatta aylar boyunca Müslüman toplum içinde bir sessizlik, şok ve inkâr dönemi yaşandı. Ardından hükümetin aldığı önlemler ve kamuoyu oluştu; Müslümanların yaklaşımlarını ve bakışlarını değiştirmeye başladıkları ilk dönem buydu. Birçok kişi sakalını kesti. Birçok kız kardeş korkudan dolayı başörtüsünü çıkarmak zorunda kaldı.

Hatta o kadar ki birçok kişi isimlerini bile değiştirdi.

Hı hı.

O dönemde öyle bir hâle geldi ki, birçok âlim çok güçlü muhafazakâr bir yaklaşımdan tamamen çok liberal bir yaklaşıma döndü. Çok meşhur bir âlimi CNN’de, ondan asla duymayı beklemediğim bir şey söylerken görünce şaşırmıştım. Bence bunlar Müslümanlarda topluma sözde entegre olmaları gerektiği hissini doğurdu; daha batılılaşmış bireyler gibi görünmeye, konuşmaya, davranmaya çalıştılar. O dönemde böyle bir şey oldu ama bence uzun ömürlü olmadı. Birkaç yıl sürdü. Sonra İslami kuruluşlar, âlimler ve imamlarımız tarafından insanları dinimizin özüne geri döndürmek için çok çalışma yapıldı. Sonra az önce bahsettiğim şu iki olay... Artık her şey Gaza etrafında dönüyor. Her düşünce, her kanaat, en liberal zihinlerde bile, Gaza zihin yapısını belirliyor.

Değil mi?

Ve bütün o kasvetin ve hüznün içinde bu, gizli bir nimet.

Gaza’ya biraz sonra geri dönmek istiyorum ama tarihsel noktalara bağlı kalmak için... 11 Eylül’den sonra elbette 11 Eylül sırasında Bush başkanlığı vardı ve hemen ardından Obama başkanlığı geldi. Bence birçok Müslüman, özellikle genç Müslümanlar, kendilerini Demokratlara çok yakından bağladılar; çünkü Demokratlar en azından Bush başkanlığı yıllarından, Cheney’den, Bush-Cheney başkanlığından, Rumsfeld’den ve geri kalanlardan daha az korkunç, daha az sert görünen bir politika düzeni sundular. Onların alt tonlarında gerçekten İslamofobik bir yaklaşım vardı sanırım. O döneme geriye dönüp baktığınızda, American Müslümanların belki liberal sola fazla savrulduğunu ve hatta ilerlemeciliğin bazı yönlerini benimsediğini düşünüyor musunuz? Çünkü liberaller, iç American politikasında daha nazik bir yüz gösteriyordu.

Bence kısmen evet. Ama o dönemi karşılaştırırsanız, eğer o zaman bir Demokrat başkan olsaydı...

Evet.

Bush’un yaptığından farklı bir şey yapacaklarını sanmıyorum.

Evet.

Ve bunu 2023’te gördük.

Evet.

Yani evet, Cumhuriyetçiler ile Siyonizm arasında daha fazla bir evlilik vardı ve evanjelik Hristiyanların daha fazlası o yöne gitmeye karar verdi. Ama bu yakınlığın daha çok Cumhuriyetçi tarafta olan bitenlerden kaynaklandığı kısmen doğru.

Ve Rumsfeld, Dick Cheney ve bütün o Ashcroft... Babamı hatırlıyorum.

Sanırım 72-75 yaşlarındaydı.

Vizeyle buradaydı. Bize gelip kayıt yaptırmamızı söylediler; vizeyle bulunan her bir Müslümanın kayıt yaptırmasını istediler. Ben Washington DC’den iki buçuk saat uzakta yaşıyordum ve onu her hafta Washington DC’ye götürmek zorunda kalıyordum. O yaşta, bazen çok soğuk havalarda. Bizi dondurucu soğukta dışarıda bekletirlerdi; yıllarca, neredeyse bir buçuk iki yıl boyunca. Yaptıkları şey buydu ve bu birçok Müslümanı liberalizme ya da Demokrat Parti’ye daha yakın hâle getirdi. Fakat biliyorsunuz, Demokrat Parti’nin kendisi de zihin yapısını çok değiştirdi.

Evet.

O günlerde Demokrat Parti evet sola eğilimliydi, evet daha liberaldi; ama bu aşırı liberal ve aşırı ilerlemeci yaklaşım son birkaç yılda görüldü. Bu daha çok Demokrat Parti’nin kendi evriminin bir sonucu. Bu yüzden sorunuzu yanıtlarsam, evet, oldu. Alınan kararlar nedeniyle oldu; ister Afghanistan olsun, ister Iraq olsun, Müslümanlara davranılma biçimi olsun. Size az önce kayıt örneğini verdim. Dünyanın neresinde toplumun belirli bir kesiminden, üstelik dünyanın her yerinden vizeyle gelen herkes değil, sadece bizden kayıt yaptırması istendiğini hayal edebilirsiniz? Sadece bizdik. Sanki aksi ispat edilene kadar suçlu olmadığınızı kanıtlamanız gerekiyordu.

Evet.

Bence insanların sola yaklaşmasına ve ilerlemeci zihin yapısına yaklaşmasına bunun katkı yaptığı kısmen doğru.

Sanırım bunu sormamın nedeni, bugün ebeveynlik hakkında konuşmak istememiz.

Evet.

Ve Batı’da ebeveynliği düşündüğümüzde, bana çok karmaşık bir konu gibi geliyor. Çünkü gençlerimizin çoğu o ilerlemeci yöne doğru hareket ediyor ve dolayısıyla ahlaklarının, toplumsal örflerinin büyük kısmı bu sol eğilimli ilerlemeci değerleri yansıtıyor. Sanırım bu da burada ebeveynlik konusunu çok daha karmaşık hâle getiriyor; çünkü gençlerimizin zihin yapısını gerçekten etkileyen ideolojilerle uğraşıyorsunuz. Topluluğunuzdaki ebeveynlerle ebeveynlik konusunda yaptığınız konuşmalarda, bu ilerlemecilik ebeveynlik konuşmasını ne kadar etkiliyor?

Bence ebeveynlikte, birçok gencin benimsediği ilerlemeci zihin yapısı...

Evet.

Çeşitli nedenlerden kaynaklanıyor.

Evet.

Ve sıkça bahsettiğim bir şey var: American Academy of Pediatrics ve American Academy of Psychiatrists tarafından yapılan birçok çalışma şunu gösteriyor: Batılı bir toplumda 6, 8, 10, 12 yaşındaki bir çocuğa, bir ergene baktığınızda, günü nerede geçiyor? Son çalışmaların bazıları, 6 ila 10 yaş kadar küçük çocuklarda ortalama ekran süresinin farklı araştırmalarda yaklaşık 6 ila 10 saat olduğunu öne sürüyor.

Günde mi?

Günde. Ergenlerde ise daha da fazla, 11 ila 13 saat. En muhafazakâr rakamlarla gitseniz bile, günde 8 saat ekran süresi varsa...

Evet.

Okullarında neredeyse 7-8 saat geçiriyorlar, değil mi? Ve 6-8 saat Instagram, Snapchat, X... Her şey ne? Liberal, ilerlemeci ve insanın sinir sistemine çok çekici geliyor.

Evet.

Sonra 6-8 saat okul sisteminde geçiriyorsunuz. Okul sistemi konusunda Müslüman olmayan Americanlar arasında bile güçlü bir görüş var: Ahlaki değerlerin okul sisteminde bozulması nedeniyle evde eğitim çok daha iyi bir seçenek. Özellikle liseler, ahlaki değerler bakımından kötü durumda. Yani 8 saat orada, 8 saat okulda, 8 saat de çocuklar uykuda, rüyalarında. Bu 24 saat ediyor. Peki ebeveynler nerede? Terbiye nerede? Şimdi bunu İslami ebeveynliğe ve Müslüman ebeveynliğe geri getiriyorum.

Evet.

Bu, ebeveynlerin ya da toplumun planlanmış ilerlemeci zihin yapısı değil. Toplumun normları birçok zihni aşındırdı ve istila etti. Ben Batı’daki, özellikle US’deki Müslüman aileleri üç kategoriye ayırıyorum. Bir kategori, kendilerinin İslam’ı yaşaması ya da çocuklarının İslam’ı yaşaması konusunda hiçbir ilgisi olmayan Müslüman ebeveynler ve ailelerdir. Onları plajlarda aynı kıyafetleri giyerken, barlarda aynı faaliyetleri yaparken bulabilirsiniz. Müslümanların yaklaşık üçte biri ya da biraz daha azı bu kategoride olur derim. Ama bu ülkede yaşayan Müslümanların büyük çoğunluğu, daha çok USA bağlamında konuşuyorum ama elbette farklı Batı ülkelerine de gittim, ebeveynlerin ve ailelerin büyük çoğunluğu sadece toplumun normlarını takip edenlerdir.

“Biz liberal olmak istiyoruz” diye plan yapmazlar. “Biz ahlaksız olmak istiyoruz” ya da “çocuklarımız ahlaksız olsun” diye plan yapmazlar. Sadece içinde yaşadıkları topluma ayak uydurmaya çalışırlar. Oysa birçoğu çocuklarının iyi Müslümanlar olmasını ister, birçoğu dini yaşamak ister; fakat yenilmiş bir zihin yapısı tarafından mağlup edilmişlerdir. Toplumun normlarını takip ederler ve bir planları yoktur. İyi olma arzuları vardır.

Ama arzuları ile planları uyuşmaz. Toplumumuzun büyük kısmı budur. Yani bu planlanmış değildir. Ama gördüğüm, şahit olduğum ve tanıştığım, çok net planları olan küçük bir aile yüzdesi de var.

Doğru.

Onların çok net, açık seçik bir yol haritası vardır. İlk yaptıkları şey toplumun normlarını takip etmemektir. Elhamdülillah İslam. İslam’ın kendi normları, kendi doğruları ve yanlışları, kendi yapılacakları ve yapılmayacakları, kendi değerleri vardır. Bunlar bu toplumda uygulanamayacak şeyler değildir. Ama bu kategoriye giren Müslümanların ve ailelerin yüzdesi çok küçüktür. Sorunuzu yanıtlarsam, ebeveynlerin, çocukların ve gençlerin liberal ya da ilerlemeci olacaklarına dair karar verilmiş veya planlanmış bir yaklaşımı yoktur. Sadece toplumun bir parçasıdırlar.

O zaman konuşalım, çünkü cevabınızda plan ve planlama kelimesini çok kullandınız. Yani maşallah, sizin beş oğlunuz var ve şimdi onlarla tanıştım. Subhan Allah, bugün oğullarınızdan biri beni DC’den, Washington’dan aldı. Onunla konuşma fırsatım oldu ve maşallah, biliyorsunuz, çok çok iyi bir çocuk, Hamza. Dolayısıyla sizin ve eşinizin çocuklarınıza uyguladığınız ebeveynlik konusunda kasıtlı bir planlama olmuş. Bunu benimle adım adım konuşur musunuz? Bu planlama hangi yaşta başlamalı ve nasıl görünmeli?

Tamam. En sevdiğim konuyu sordunuz.

Bunun hakkında daha fazla konuşmak istememin nedeni şu: Bunu sık sık söylüyorum; mesele hayatta sadece birkaç karar vermek değildir. Bu dağınık, rastgele bir şey değildir.

Doğru.

Bu, bir evin tam bir değer sistemi ve kültürüdür.

Evet.

Müslüman toplum içinde, evlerinde çok belirgin ve farklı kültürler vardır. Çok farklı. USA’da bir Müslüman evine girebilirsiniz ve o eve girdiğiniz anda, o evin kültürünün ne olduğunu hemen hissedersiniz.

Ve belirli bir kültürü geliştirmek ile hiçbir kültür olmaması ya da sadece toplumun kültürünü takip etmek arasında çok büyük fark vardır. Bazı Müslüman evlerine gittim. İsimler Müslüman. Muhtemelen cuma ve diğer namazları kılıyorlar.

Ama eve girer girmez liberalizm havasını alırsınız. Çok çıplak heykeller, ahlaki olmayan duvar süsleri görebilirsiniz. Arka planda Bollywood, Hollywood ve başka müzikler duyabilirsiniz. Ve tipik bir durumu yansıtan bütün bir evle karşılaşabilirsiniz; kimse de bunun yanlış olduğunu düşünmez, çünkü sadece toplumun bir parçasıdırlar. Buna karşılık, bir eve girebilirsiniz ve eve girer girmez Allah subhanehu ve tealanın renginin havasını ve hissini alırsınız. İnsanlarla tanışırsınız, yaklaşımlarını, selamlaşmalarını görürsünüz. Birçok kez evlere gidiyorum, sizi “Hi, how are you?” diye karşılıyorlar. Öte yandan bu sadece başlangıçtır. Çok temeldir. Çok önemsiz gibi görünür ama evin kültürüdür. Sonra duvarları, Kur’an ayetlerini ve bütün bunları görürsünüz. Birkaç dakika içinde, eve girer girmez size “burası kardeşlerin tarafı, burası bacıların tarafı” diye yön gösterilir. Evin kültürü anahtardır. Bence, kanaatimce ve bu muhtemelen çok net bir ifade olacak, bu toplumda bir Müslüman evinin kültürünü inşa etmenin temelinde iki şey vardır. Her yerde böyledir ama bu toplumda özellikle: namaz ve hayâ, yani iffet. Bu ikisini söylediğimde neden söylediğimi biliyorum. Kur’an bize bu iki şeyi açıkça söyler.

Allah subhanehu ve teala bize evlerimizde namazı ikame etmemizi ve fuhuştan uzak durmamızı emretmiştir. Bir yanda Peygamberimiz ﷺ bize onun dinimizin direği olduğunu söyledi.

Evet.

Diğer yanda Peygamberimiz ﷺ bize her dinin bir özelliği olduğunu ve İslam’ın özelliğinin hayâ, yani iffet olduğunu söyledi. Bunu ne kadar sık düşünüyoruz?

Aileler bu iki şeyi gerçekten evlerinin kültürünün merkez noktası hâline ne kadar sık getiriyor?

Birlikte namaz kılarsınız. Sadece birlikte namaz kılmakla kalmamalısınız; namaza her şeyden daha fazla önem vermelisiniz. Sabah namazı için kalktığınızda, her baba ve anne çocuklarının uyuduğu her odaya gitmeli. Herkesin kalktığından ve her gün cemaatle namaz kıldığından emin olmalı. Değil mi? 3, 4, 5 yaşlarında olduklarında en baştan başlayın. Ve her evde belirlenmiş bir alanınız olmalı. Bazen bu çok semboliktir ama içinde bir musalla bulunan, insanların günde dört beş kez gelip cemaatle namaz kıldığı bir evde büyüyen bir çocuk için çok şey ifade eder. Bu çocuk, namazın ikame edilmediği bir evde büyüyen çocuğa kıyasla tamamen farklı bir zihin yapısına sahip olur. Bu dinimizin temelidir. Bence ailelerimize en başından verebileceğimiz en büyük mesaj budur. Yemek için bir odamız var, yemek odası.

Evet.

Misafir için bir odamız var, değil mi? Uyumak için odamız var, yatak odası, ebeveyn yatak odası, güzel odalar, her şey. Kaç evde gerçekten namaz için bir oda var? Kaçımız bunun oturma odası, yatak odası ve gösterişli bir oda kadar önemli bir şey olduğunu düşünüyoruz? Bu çok farklı bir zihin yapısıdır.

Ve çocuk 1, 2, 3, 4 yaşlarında büyürken plan ve düşünceden bahsetmemin nedeni buydu. Kaç çocuğunuz olursa olsun, kulaklarında hiçbir zaman müzik duymadıkları bir ortamda yaşadıklarında...

Babalarının ve annelerinin sürekli Bollywood, Hollywood filmleri izlediğini ve uzun araba yolculuklarında farklı anlamlar taşıyan bu şarkıları dinlediğini görmediklerinde... Bunlar çok önemsiz görünebilir ama gelişmekte olan zihinler üzerinde etkisi vardır.

Evet.

Yani namaz ve sonra hayâ. Peygamberimiz neden her dinin bir özelliği olduğunu söyledi? Bunu kaç kez düşünüyoruz? İslam’ın bu özelliğinin evimizde korunduğundan kaç kez emin oluyoruz? Eğer onu evimizde korumazsak, hiçbir yerde korunmayacaktır.

Hayânın en çok saldırı altında olduğu bir toplumda yaşıyoruz.

İffet.

İffet, evet. Sürekli saldırı altında.

Evet.

Kur’an’da bir ayet var, şöyle der:

Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve sizi fuhşa, hayâsızlığa davet eder. Bu yüzden bence bu iki şey birlikte, namaz ve hayâyı korumak, yaşadığımız bu toplumda bir evin kültürünün temeli olmalıdır. Buna ek olarak her Müslüman evinde çok önemli olan birkaç şey daha söyleyebilirim.

Evet.

Çocuklarınızı kendiniz yetiştirmek. Bence birçok kez görmüşsünüzdür; Amerika’da ben bunu gördüm, belki İngiltere’de de oluyordur. Birçok yerde, birçok ailede çocuklar başka evlerde yatıya kalıyor. Çocuklar gidip birinin evinde geceyi geçiriyor. Bence bu iyi bir fikir değil; yüzde yüz emin değilseniz ki gerçekten emin olamazsınız, ne yiyecekler, namazlarını vaktinde kılacaklar mı, ne tür televizyon programları izleyecekler, yemek masasında nasıl sohbetler olacak? Gençlerimizin çoğu yemek masası sohbetlerinde LGBT, cinsiyet karışımı, müzik, dans gibi konuların hararetle konuşulduğu ortamlara maruz kalıyor.

Siz kendi evinizde bu konuşmayı engelleyebilirsiniz ama çocuğunuzu birinin evine gönderirseniz bu gerçekleşebilir ve genç bir insanın zihnine yerleşebilir. Yani çocuklarınızı kendiniz yetiştirmek. Bir de Batı toplumlarında, gittiğim her yerde, Yeni Zelanda’da, Avustralya’da bile gördüğüm yaygın bir gelenek var: Çocuğunuz 18, 19 yaşına gelip üniversiteye gider gitmez çoğu zaman evden ayrılıyor. Evden ayrılıp yurtlarda veya apartmanlarda yaşıyor. Bu toplumun normu. İnsanlar, çocuklar bunu bekliyor ve çoğu zaman ebeveynler çocuğum şu üniversiteye gitti diye gurur duyuyor.

Ama bunun yaptığı şey şu: Kendi çocuklarımla ve kendi hayatımla ilgili tecrübemde, Allah subhanehu ve teâlânın dininin çalışmasına kendimi adadığım yaş 18’di. Ve Allah subhanehu ve teâlânın dinine ömür boyu bağlılık gösteren birçok insanda da görüyorum ki Allah subhanehu ve teâlânın dinine bağlandıkları zaman o zamandır. İslamî çalışmaya bağlandıkları zaman odur. Ve siz tam o zamanda çocuğunuzdan yurtta yaşamasını istiyorsunuz. Bu yaygın bir gelenek, kötü görülmüyor ve ben eleştirmiyorum. Ama şunu söylüyorum: Bu, ebeveynin kendi çocuklarına o belirli yaşta rehberlik etme fırsatını elinden alıyor.

Evet.

Onları denetleme ve onlara öğreti ve rehberlik verme fırsatınızı kaybediyorsunuz. Bunu 18 yaşından önce yapmış olabilirsiniz ama evden uzaklaşma geleneği benim çocuklarımda hiç uygulamadığım bir şeydi. En büyük çocuğum 30 yaşında ve ilk kez şimdi dışarı çıktı, çünkü ihtisas yapması gerekiyor ve çok yakın. Ama hedefimiz her zaman buydu; hatta onlar üniversiteye giderken evimizi taşıdık. Çok başarılı ve yoğun bir tıbbi muayenehanem vardı ve elhamdülillah çocuklarımızla birlikte olabilmek için o muayenehaneyi bırakma riskini aldık.

Çocuk yetiştirme ve bu toplumda ebeveynlik konusunda çok önemli olduğunu düşündüğüm iki şey daha var. Birincisi yemek ve çocuğunuzun helal yediğinden emin olmak. Bu yine önemsiz gelebilir. Batı toplumunda, Batı dünyasında birçok insan taviz vermeye başlıyor. Ama Peygamberimiz bize çok açık şekilde, bedeninin herhangi bir parçası haramla beslenen kişinin cennete giremeyeceğini söyledi. Başka bir hadiste de Peygamberimiz, yolculuk yapan, saçı başı dağınık, üzerinde toz toprak olan bir kişiden bahsetti; muhtemelen iyi bir yolculuk sebebiyle. Fakat yediği şey helal değil. Allah onun duasını nasıl kabul etsin?

Bu yüzden çocuklarınızın helal yediğinden emin olmak. Ve helal sadece zabiha demek değildir. Ben helal kazançtan bahsediyorum. Helal tavırlardan bahsediyorum. Helal gözlerden, helal kulaklardan bahsediyorum. Helal zamandan bahsediyorum. Bir çocuk okula gittiğinde, Batılı ebeveynlerin çoğu çocuklarının okulda çok iyi notlar almasını ister. Çok endişelenirler. Ararlar, öğretmenlerle konuşurlar, toplantılar yaparlar ki notları iyi olsun. Akademik başarılarında geri kalmasınlar. Futbol antrenmanının zamanında olduğundan emin olurlar. Karate dersinin zamanında olduğundan emin olurlar. Ama kaç Müslüman ebeveyn, çocuğunu okula veya üniversiteye bırakırken ya da uğurlarken öğle namazında çocuğunu kontrol eder ve “Oğlum, kızım, namazını vaktinde kıldın mı? Ne yediysen helal miydi?” diye sorar? Hayatın namazımız etrafında döndüğünden emin olmak. İşte Peygamber İbrahim’in cemaatle namazın ikamesi hakkında bu kadar çok dua etmesinin nedeni budur.

Ebeveynlik içinde söyleyeceğim son şey şu: Hiç kimse duanın gücünü hafife almamalıdır. Bunu yine cuma hutbelerinde duyuyoruz, derslerde duyuyoruz: Çocuklarınız için dua edin, aileniz için dua edin. Ama Peygamberimiz bize üç duanın asla reddedilmeyeceğini söyledi. Peygamberimiz bunu söylediğinde, bu mutlaka olur.

Evet.

Doğru. Ve bu dualardan biri babanın çocukları için yaptığı duadır. Bütün babalara sorsak, ki bazı âlimler bu hadise annelerin de dahil olduğunu söylemiştir, Batılı Müslüman babalar, iyi babalar, kaç kez gece yarısı kalkıp Allah subhanehu ve teâlânın huzurunda çocuklarının hidâyeti ve hayrı için gözyaşı döküyor? Kaç kez? Bence bu nadirdir. Ve az önce tek tek saydığım bütün bu şeyler, benim yapılması gerekenler dediğim şeyler yapıldığında, inşallah sağlam çocuklar yetiştirir. Hayâyı verecek güç Allah’tadır, yetki O’ndadır. Ama kullandığımız araçlar, girdiğimiz yollar, hayatımızda sahip olduğumuz yol haritası ve plan çok önemlidir. Bir ortam ve kültür oluşturmak önemlidir. Çünkü Allah teâlâ bize kendimizi ve ailelerimizi cehennem ateşinin sıkıntı ve zorluklarından korumamız gerektiğini söyledi.

Evet.

Bunlar Batı toplumunda alışılmadık, uygulanmayan şeylerdir ama ben bunların işe yaradığına inanıyorum.

Şunu sorabilir miyim? Yorumlar bölümünde bazı insanlar, çocuklarımızı toplumdan koza gibi uzak tutamayız diyecekler. Hayatlarının bir noktasında toplumla baş etmek zorunda kalacaklar. Evde onları ne kadar pamuklara sararsanız, başkalarının evinde kalmalarına izin vermediğinizde, kampüste üniversiteye göndermekte isteksiz olduğunuzda, onlar da bunun bu gençleri ilerideki hayata hazırlamadığını söyleyecekler. Bunun onları ebeveynlerine çok daha bağımlı yaptığını ve çok güvenli olmayan, baş etmek için donanımsız oldukları dünyaya çıktıklarında zorlanacaklarını savunacaklar.

Peki ilerideki hayat nedir?

İlerideki hayat sahip oldukları kariyer mi?

Evet.

Eğitim mi? Yoksa hiç bitmeyen hayat mı?

Bu zihin yapısı da çok önemli. Buradaki öncelik nedir? Eğer ilerideki hayat, kendimizi ve ailelerimizi yarınki hayata, yani nihai hayata hazırlamaksa...

Evet.

Aklımızdaki ilk şey bu olmalıdır. Önceliklerimizi belirlemeliyiz, birincisi bu. İkincisi, benim tecrübem şudur: Bu hiç gerçekleşmiyor. Şu anda birçok Amerikan ailesi, özellikle zengin, varlıklı beyaz Amerikan aileleri çocukları için evde eğitimi benimsemeye başladı. Neden? Onlar da aynı kategoriye girer. Diyorlar ki, hayır, çocuklarımızı kolejlere ve okullara göndermeyeceğiz, evde eğitim yapacağız.

Evet.

Yani gerçek aslında bunun tersidir. Bir çalışma var mı bilmiyorum ama bir çocuk doktoru olarak ve yıllardır ergenlerle çalışan biri olarak tecrübem bu. Hastaları 21 yaşına kadar görüyorum. Sadece evde eğitim gören birçok hastam var. Yakın zamanda bir çocuk, bir erkek çocuk hakkında öğrendim; evde eğitim görmüş. Kendisi aşere-i aşere kıraatinde, maşallah Kur’an’ın en iyi okuyucularından biri. Hiç okula gitmemiş, liseye hiç gitmemiş. Doğrudan üniversiteye gitmiş. 22 yaşında tıp fakültesi için MCAT sınavına girdi. Okula gitmiş olan herkesten daha yüksek puan aldı.

Ve bu tek bir örnek değil. Bunun gibi birçok örnek var.

Evet.

Bu yüzden bence bu bir yanlış kanaat. Onları bir kozaya koyarsanız maruz kalmazlar deniyor. Maruz kalmamaları daha iyi.

Evet.

Bütün bu hayâsızlığa, ahlaksızlığa maruz kalmamaları daha iyi. Gördükleri adaletsizliklere, haksızlıklara maruz kalmamaları daha iyi. Onlar dürüst, ahlaken güçlü olmaya hazırlanmalı ve ebeveynler ellerinden geleni yapmalıdır.

Çok önemli bir şey var ve kardeş Celal, size birçok yapılması gereken şey söyledim ama sadece bir tane yapılmaması gereken var, o da çok önemli. Bana bu soruyu soran insanlara bunu söylüyorum: Çocuklarınızı asla hayal kırıklığına uğratmayın; ahlakınızla, karakterinizle, davranışınızla onları hayal kırıklığına uğratmayın. Ne söylüyorsanız onu uygulayın. Allah teâlâ “Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz?” buyurduğunda ve ardından Allah subhanehu ve teâlâ, söylediğini uygulamayan kişiden şiddetle hoşlanmadığını bildirdiğinde mesele budur.

Çocuklarınızı hayal kırıklığına uğratmak... Ne kadar iyilik yaparsanız yapın, baba ve anne arasındaki ilişki iyi değilse, baba ve anne bir şey söylüyor ve çocuklarından dürüst olmalarını, ahlaken güçlü olmalarını, namazı vaktinde kılmalarını bekliyor ama çocuklar ebeveynlerinde bu zayıflığı görüyorsa, tamamen hayal kırıklığına uğrarlar. Ve onlardan hayal kırıklığına uğradıklarında, onların uyguladığı dinden de hayal kırıklığına uğrarlar. Söyledikleri sözlerden, zihin yapısından, kültürden hayal kırıklığına uğrarlar. Hayal kırıklığına uğrarlar.

Bir örneğim var. Birkaç örneğim var, birini vereyim. Çocuk doktoru olarak, uygulamada olduğu gibi, birçok kez muayenehanemde ergenleri görüyorum ve hastayı ebeveynlerin önünde muayene etmek için konuşuyorum. Sonra hastayla, o genç erkek ya da kızla yalnız konuşma fırsatımız oluyor ve ebeveynlerden dışarı çıkmalarını istiyorum. Sadece bir örnek veriyorum, bunun gibi birçok örnek var. 16 yaşında genç bir kız sessizce oturuyordu. Ebeveynleri muayenehaneme geldi ve “Çocuğumuz çok sessiz. Kimseyle etkileşim kurmuyor ve ibadet etmiyor. Biz namaz kılıyoruz, ona gelip namaz kılmasını söylüyoruz, kılmıyor. Annesi, ‘Ben hicap takıyorum, o takmıyor. Onu buna zorluyorum, yapmıyor’ dedi.” Ben dinledim. Kız bir süre sessizdi. Ebeveynler çıktı. Sonra kıza sordum: “Neler oluyor?” Dediği ilk şey şuydu: “Anne babamdan nefret ediyorum. Anne babamdan nefret ediyorum. Benden namaz kılmamı bekliyorlar. Ben Müslüman bile değilim. Bu dine inanmıyorum.”

“Bu dine inanmamamın nedeni de babamla annemin birbirleriyle kavga etme, birbirlerine hakaret etme biçimi. Eğer onların takip ettiği din buysa, ben o dini takip etmeyeceğim.” Benzer şekilde iPhone’ların, iPad’lerin ve her türlü cihazın ellerimize girmesiyle çocuklarımız bizi gözlemliyor; ne izliyoruz, neye bakıyoruz, konuşurken ne kadar dürüstüz.

Bütün bunlar çok büyük fark oluşturur. Dört, beş yaşındaki bir çocuk bile görür, izler ve gözlemler. Bu yüzden herhangi bir düzeyde ahlaksızlıkla, aşırı öfkeyle veya ilişki problemleriyle çocuklarınızı hayal kırıklığına uğratmak, iyi ebeveynlik için göstereceğiniz diğer bütün çabaları öldürür.

Birkaç ay İstanbul’daydım ve Batı dünyasından çocuklarını okuldan almış bir dizi ebeveynle karşılaştım. Belki çocuklar 15, 16 yaşlarındaydı ve o çocukların gerçekten problemli bir yöne çekildiğini fark etmişlerdi. Bu yüzden onları okuldan alıp her gün karşılaştıkları ve etkileşim içinde oldukları zararlara karşı bir şeyler yapmaya çalışmak için bir Müslüman ülkeye götürmüşlerdi. Bunu bir problem olarak görüyor musunuz?

Başka ülkelere taşınan insanlar var; insanların çoğunluğunun Müslüman olduğu ülkelere. Elbette bunlar İslamî ülkeler değil.

İnsanların çoğunluğu Müslüman. Çocukların İslam üzerinde kalması, dine uyması, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine uyması hedefiyle gidiyorlar. Ancak her şey evde başlar. Eğer onlara kendi evlerinde kültür ve normları sağlamazsanız, nereye giderseniz gidin fark etmeyecektir. Hatta durum tersidir. Ben şahsen, üç aileye, belki daha fazlasına şahit oldum; Suudi Arabistan’da, Orta Doğu’da büyümüşlerdi ve yapmak istedikleri birçok şey konusunda kısıtlanmışlardı. Her şey öyle bir biçimdeydi ki onlara anlamlı gelmiyordu. Buraya geldiler ve hayal edebileceğiniz en liberal insanlar oldular, Amerika’da doğmuş herkesten daha liberal.

Yani durum tersidir. İyi niyetle gittiklerine inanıyorum ve bazen başarılı olabilirler ama bunun kendi artıları ve eksileri olduğunu düşünüyorum. Başka bir ülkeye taşınırsanız bir ortam bulabilirler. Ama sosyal medyanın gelişiyle dünya hemen hemen her yerde benzer hale geldi. Washington DC’de de olsanız, İstanbul’da da, Mekke’de de, herkes o ekranda 8 saat geçiriyor. Herkes aynı cihazı kullanıyor.

Amerika’da kırmızı eyaletler ve mavi eyaletler var. Birçok Müslüman bu liberal eyaletlerin bazı serbestliklerinden kaçmaya çalışarak Teksas’a taşındı. Bunu yine avantajlı ve belki de buradaki birçok Müslüman için uygun bir adım olarak görüyor musunuz? Teksas büyüyor. Müslüman toplumu söz konusu olduğunda muhtemelen sayıca büyüyen eyaletlerden biri ve bu gerçekten ABD genelinden iç göçle oluyor. Çünkü Teksas, Lone Star State, yerel yönetimin veya federal hükümetin sıkı hükümleri olmadan ailelerin çocuklarını yetiştirmesine oldukça açık yasaları olan bir yer. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bence Teksas’a taşınan insanların çoğu esas olarak Dallas’a taşındı.

Evet.

Bir şehir.

Ve bence Dallas’a ya da Teksas’a taşınmalarının ana nedeni eyalet yasaları değil.

Biraz katkısı olmuş olabilir. Asıl sebep Dallas’ta kurulan bütün kurumlar. Birçok ünlü bağımsız âlim orada yaşıyor. Kurumlarını orada inşa ettiler ve insanların bu şehirlere taşınmasının temel nedeni bu. Bununla birlikte, benim eyaletim de dahil olmak üzere birçok liberal eyalette ve diğer eyaletlerde sol çok ileri gitti.

Bir okulda 8, 9 ya da 10 yaşındaki bir çocuğa cinsiyetin hakkında seçim yap denmesi ve ebeveynlerinin senin hangi cinsiyete karar verdiğin konusunda sana bir şey söyleme hakkı yok denmesi, sonra da tıbbi yollarla cinsiyetlerini değiştirmeleri için desteklenmeleri çok ileri bir noktadır. Bu yayımlanmamıştı. Hatırlıyorum, birkaç ay önce Seattle havaalanındaydım, tuvaleti kullanmak istedim ve Seattle havaalanındaki her tuvalet bütün cinsiyetlere açık tuvaletti.

Evet.

Bu herkes için çok zor bir şey. Kelimenin tam anlamıyla birçok beyaz Amerikalı Kafkas kadının dışarıda durup bağırdığını ve “Bu tuvaleti nasıl kullanabiliriz?” diye sövdüğünü gördüm. Bu, liberallerin ve solcuların yaptığı çok aşırı bir şey. Bence bazı zihinlerde daha muhafazakâr bir yaklaşıma yol açan tepki de budur. Ama sorun şu ki Müslümanların birçok âlim bulabileceği aynı Teksas, en İslamofobik eyalettir, en İslamofobik valiye sahiptir.

Sürekli düzenlemeler çıkararak, şeriat ve etnik kökenle ilgili ithamlar ve İslam’a saldırılar üzerinden konuştu. Bu da diğer tarafıdır. Eyalet yasalarından bazı faydalar elde edebilirsiniz ama bütün eyalet düzeni, kurumları ve yöneticileri en büyük İslamofoblardır. Teksas senatörü Ted Cruz yıllardır İslam’ın ve Müslümanların peşindedir, Senato’da İslam’a ve Müslümanlara zarar vermek için ardı ardına yasa tasarıları sunmuştur. En son bir Tucker röportajında, “Senato’ya gelmemin tek nedeni İsrail’i savunmak, İsrail’i desteklemektir” dedi. Yani işin diğer yüzü budur. Ama temelde bunun bir fark yaratmayacağını düşünüyorum.

Evet.

Fark, kendi evinizde yaptığınız şeydedir.

Tamam. Sizden aldığım izlenim şu: Erken başlamanız gerekiyor, plan yapmanız gerekiyor ve o plana bağlı kalmanız gerekiyor. Muhtemelen anne ve babanın da o plan konusunda aynı sayfada olması gerekiyor ki farklı yönlere çekmesinler. Böylece özellikle genç bir insanın hayatının şekillendirici yılları boyunca o gündeme bağlı kalırlar. Amerika’daki genç Müslümanların zihin yapısı hakkında bir soru sorabilir miyim? Fark ettim, belki yine genelliyorum ama bence bunu işaret etmek önemli. Dindar Müslüman aileler söz konusu olduğunda, az önce anlattığınız her şeyi beslemeye çalışan aileler, İslam’ın ve Müslümanların geliştiği, kimliklerinde ve inanç sistemlerinde özgüven sahibi oldukları bir ev ortamı... Bu genç Müslümanların birçoğu, maşallah, kariyerlerinde veya başka alanlarda çok başarılı oluyor. Ama çoğu zaman belki şu aktivist zihin yapısı, İslam söz konusu olduğunda adalet odaklı zihin yapısı eksik oluyor. Yakın zamanda bir Müslüman grubun lideriyle konuştum ve bana dedi ki, “Çok fazla İslamî faaliyetimiz, medreselerimiz, camilerimiz var, herkes bir yere atanmış, herkes bir kursa başvurmuş ama İslamî çalışmamızı yapacak, adalet çağrısı yapacak ve Gazze için çalışacak yeterince insan bulamıyoruz.” Sizce burada toplumumuzda bir eksiklik var mı? Sahabenin, ilk Müslümanların sahip olduğu bu zihin yapısı açısından; mesele sadece dindarlık değildir, elbette bu yapımızın çekirdeğidir, ama bunun ötesinde iyiliği taşıyan insanlar olmamız gerekir. Sizce onların bakışında bir kopukluk var mı?

Evet, var. Ve bence yine ailede başlıyor. Çok önemli olan ve muhtemelen daha önce de zikretmem gereken bir şey var: Müslüman ailelerin çoğu, ibadet etmeyen Müslümanlarla sosyalleşiyor.

Aynı ideolojiye sahip olmayan insanlarla. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hadisi: Kişi kıyamet gününde bu dünyada kiminle dost idiyse onunla birlikte dirilecektir. Sonra Kur’an bize, ey iman edenler, Allah subhanehu ve teâlâdan korkun ve kendinizi sâlihlerin yanında bulundurduğunuzdan emin olun der.

Peki sâlihler kimdir? Sâlihler sadece namaz kılanlar değildir. Sâlihler, namazları kendilerini doğru olan için ayağa kaldıran kimselerdir.

Evet.

Oruçları, umreleri ve hacları onları adalet için mücadele edecek Müslüman yapan kimselerdir. Ebu Cehil bir yetimin parasını aldığında ve Peygamber zayıfken, çok fazla gücü yokken, müşriklerin liderleri onunla alay edip yetime köşede oturan şu adama git ve hakkını ondan al dediklerinde, Peygamber ayağa kalktı, Ebu Cehil’in gözlerinin içine baktı ve o yetimin hakkını aldı. Namazımız bize bunu öğretir. Peki biz bunu nasıl elde edeceğiz? Adalet için, dinin tamamı için ayağa kalkma zihin yapısını ve terbiyesini nasıl kazanacağız? Namazımız bizi hazırlar. Planlamamız bizi hazırlar. Ama dine bütünüyle girmeliyiz.

Şeytan bize belirli şeyleri yaparsak bunun yeterli olduğuna inandırır. Ama Şeytan tam İslam’ı, bütün İslam’ı yapmamıza izin vermez. Şeytan’ın yolunu takip etmeyin; çünkü onun yaptığı şey sizi yarı zamanlı Müslüman yapmaktır. Size yaptığınız şeyin yeterli olduğunu hissettirir.

Evet.

Bu bütün bir pakettir.

Evet.

Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, kabile lideri gelip ona her şeyi teklif ettiğinde söylediği pakettir; o “Hayır, ben Allah subhanehu ve teâlânın dinini ikame etmek için buradayım” dedi. Allah’ın dinini kendi ailelerimizde, bireysel hayatımızda ve toplumlarımızda ikame etmek; aktif olmak için gereken şey budur.

Aktivizm anahtardır. Gençlerden bazıları benimle Dallas’ta, Chicago’da ve başka yerlerde artık çok fazla kurum olduğundan bahsederken onlara birçok kez çok basit bir soru soruyorum. Çok basit bir soru sordum: Peygamberimiz Mekke’yi fethettiğinde ve yanında birçok insan olduğunda, bu artık neredeyse sona yaklaşmıştı; Peygamberimiz bütün başarılara ulaştığında, o dönemde İslam’ı kabul eden yüzlerce ve binlerce insan arasında kaç tanesi gerçekten âlimdi? Peygamberimiz kaç âlim yetiştirdi? İnsanlar onları parmaklarıyla sayabilir. Peki diğer herkes neydi? Hepsi aktivistti. Herkes Tebük için çağrıldı. Herkes Huneyn için çağrıldı. Çünkü aktivizm farzdır ve bu aktivizm Allah subhanehu ve teâlânın dinine hizmet etmek ve Allah subhanehu ve teâlânın dinini ikame etmek içindir. Dinin ikamesi anahtardır ve aktif olmadan, Allah subhanehu ve teâlânın dinine hizmet etmek için düzenli bir çalışma yapmadan bunu yapamazsınız.

Bu da başka bir şey: Çocuklarınız en baştan itibaren davet çalışmasına, hayır işlerine, Allah subhanehu ve teâlânın dinini yayma çalışmasına dahil olduklarında ve sonuçlarla yüzleşmeye de hazır olduklarında... İslam sadece kolay bir yol değildir. Allah bizi imtihan edecektir ve bu iman fedakârlıkla, çabayla, zorluklarla tamamlanacaktır. Bunlar olmadan olmayacaktır. Benim eksik gördüğüm şey budur.

Ve yakın zamanda görüştüğüm Müslüman liderliğe çok açık şekilde söylediğim şey şuydu: Amerika’daki Müslüman liderliğin Gazze meselesinde eksikliği çok büyük. Habbab bin Eret’in, Bilal Habeşi’nin ve Ammar bin Yasir’in sünneti ve pratiği eksik. Buna hazır olmalıyız. Gazze’de ne olduysa, her gün dökülen her bir damla kan, sorgumuzu artıracaktır; özellikle ümmetin liderlerinin Allah subhanehu ve teâlânın huzurundaki sorgusunu, sahip olduğumuz kapasiteye göre artıracaktır. Pakistan’daki bir İslamî kuruluş liderine ya da bir imama, çok takipçisi olan bir kişiye sorulacak zor soru, ABD’deki bir lidere sorulacak kadar ağır olmayacaktır. Çünkü sizin kaynaklarınız var, gücünüz var. Allah size soracaktır; ABD’de, Batı dünyasında ümmetin liderleri, fikirlerde fark oluşturma kabiliyetiniz, imkânınız, gücünüz ve kuvvetiniz var. Eğer kendimizi kurtaracağız, savunmacı olacağız, temkinli olacağız diye düşünüyorlarsa, Gazze’nin fedakârlıklarının bizden istediği şey bu değildir.

Fatima Hassouna’nın hikâyesini duymuş olabilirsiniz. Videolarını yaparken, hikâye üstüne hikâye var, sadece birini zikrediyorum. Her gün videolar yapıyor ve Gazze’de neler olduğunu bütün dünyaya bildiren güzel videolar hazırlıyordu. İranlı bir film yapımcısı ona, bütün videolarını ve filmini Fransa’daki en büyük film festivaline götüreceğini söyledi. Ondan bir gün önce öldürüldü. Öldürüldüğü gece son sözleri, ki bu çok önemlidir, “Ölümümü daha gür kılın, ölümümü daha gür kılın” oldu. Bu gür ses nereden gelecek? Ümmetin liderlerinden, bu toplumun hareket ettiricilerinden, Müslüman Amerikan toplumunun, Batılı Müslüman toplumun etkili insanlarından gelecek. Bence onlar geri kalıyorlar. Sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Gerekli olanı yapmıyorlar. Çok şey yapılmış olsa da yapılmayan çok şey var.

Dr. Mohsin Ansari, bugün sizi programımızda ağırlamaktan gerçekten büyük bir onur duydum. Allah sizi, ailenizi ve kuruluşunuzu gerçekten güçlendirsin. Elhamdülillah burada, ABD’de çok büyük çalışmalar yapıyorsunuz. Amerika’daki kurumlar ve kuruluşunuzun tabandan gelen bir çabaya nasıl katkı sunduğu hakkında sizinle tekrar konuşmalar yapmayı gerçekten umuyorum. Şimdilik zamanınız için çok teşekkür ederim ve programımıza katıldığınız için teşekkür ederim.

Çok teşekkür ederim. Minnettarım.

Peki.

Esselamu aleykum. Şimdi bu programın sonuna ulaştınız ve en sona kadar kalmış olmanız bana çalışmalarımıza gerçekten inandığınızı gösteriyor. Lütfen thinkingmuslim.com/membership adresini ziyaret ederek tek seferlik bağış yapmayı veya üye olmayı değerlendirin. Katkılarınız size kamera arkası özel erişim, misafirlerimize soru sorma imkânı ve benimle, ekibimle ve Sami Hamdi gibi misafirlerimizle aylık görüşmelere katılma hakkı sağlar.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol