Glenn Diesen

Jeffrey Sachs: NATO Zirvesi Strateji Değil, “Trumpizm” Gösterisiydi

İngilizce yayımlanan podcast bölümünde sunucu Glenn, Professor Jeffrey Sachs ile son NATO zirvesi, Donald Trump yönetiminin savaş politikaları, Ukrayna-Rusya savaşı, İran gerilimi ve Batı kamuoyundaki savaş karşıtlığı üzerine konuştu. Bölüm, Sachs’ın NATO’nun strateji üretme kapasitesini kaybettiği ve Batı’daki siyasi liderliğin savaş risklerini yeterince ciddiye almadığı yönündeki değerlendirmeleri etrafında ilerledi.

NATO zirvesi ve ittifakın durumu

Glenn, programın başında NATO zirvesinin sona erdiğini, zirvede militarizmin ve NATO’nun düşmanlarına yönelik düşmanlığın artırılmış göründüğünü söyledi. Aynı zamanda NATO içinde ciddi gerilimler bulunduğunu belirtti. Donald Trump’ın Avrupa’daki “sözde müttefiklerine” karşı sert ve aşağılayıcı davrandığını savunan Glenn, Sachs’a zirveden ne çıkardığını sordu.

Sachs, zirveyi oldukça olumsuz değerlendirdi. Ona göre NATO ittifakı “büyük ölçüde dağınıklık içinde” görünüyordu ve toplantı ciddi stratejik tartışmaların yürütüldüğü bir platform olmaktan uzaktı. “Bu, şu anda gerçekten bir ittifak değil,” diyen Jeffrey Sachs, “bunlar ciddi insanların toplantıları değil” şeklinde değerlendirdi. Zirvede iki gün boyunca asıl görülen şeyin “Trumpizmler” olduğunu söyleyen Sachs, Trump’ın davranışlarının normalleştirilmemesi gerektiğini savundu.

Sachs, Trump’ın İspanya’yı hedef alan sözlerini örnek gösterdi. Trump’ın İspanya için “berbat” dediğini ve “İspanya ile bütün ticaretin kesilmesi gerektiği” anlamına gelen ifadeler kullandığını aktardı. Buna karşılık İspanya’nın, ABD ile ilişkilerin iyi olduğunu ve görüşmenin olumlu geçtiğini söylediğini belirtti. Sachs ayrıca Trump’ın Grönland’ın ABD’ye ait olması gerektiği yönündeki sözlerini de ittifakın ciddiyet krizinin bir başka göstergesi olarak sundu.

Zirvede askeri harcamaların ana gündemlerden biri olduğunu belirten Sachs, NATO’yu üyeleri daha fazla, özellikle de ABD silahlarına daha fazla harcama yapmaya teşvik eden bir kulüp gibi tanımladı. Ona göre geçmişte büyük meselelerin daha ciddi biçimde tartışıldığı dönemler vardı, ancak bu dönem artık kapanmıştı. “ABD temelde liderlikten yoksun,” diyen Sachs, Trump için “kıyafetsiz imparator olduğu açık” ifadesini kullandı.

Trump’ın dili ve savaş ortamında ciddiyetsizlik

Glenn, ABD başkanının İranlı müzakereciler için “scum” gibi bir ifade kullanmasını olağanüstü bulduğunu söyledi ve bunun yeni normal haline gelmesini eleştirdi. Sachs da bu noktada Trump’ın söyleminin sadece kaba bir üslup meselesi olmadığını, savaşların sürdüğü bir ortamda çok daha ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

“Bunun normalleştirilmesi, omuz silkerek ‘bu sadece Trump’ denmesi yeterli bir tepki değil,” diyen Jeffrey Sachs, “sıcak savaşların içindeyiz; bunlar son derece tehlikeli ve çok sayıda insan öldürülüyor” diye belirtti. Sachs’a göre hayat bir şaka değil, fakat Batılı liderler bu meseleleri çoğu zaman bir şaka ya da geçiştirilecek bir olay gibi ele alıyor.

Sachs, asıl çarpıcı noktanın liderlerin ciddi sorunları dürüst ve stratejik biçimde tartışmaması olduğunu savundu. “Bir yanda mesele çok ciddi,” diyen Sachs, “ama ciddi olan nokta şu: Bu insanlar tarafından ciddi hiçbir şey gerçekten tartışılmıyor” ifadelerini kullandı. Ona göre savaş halindeki bir dünyada bu durum özellikle sarsıcıydı.

Ukrayna savaşında ABD çizgisi ve savaş ekonomisi

Glenn, Avrupalı liderlerin Rusya’nın derinliklerine kendi silahları, kendi istihbaratları ve hedefleme sistemleriyle daha fazla saldırı yapılmasını savunduğunu söyledi. Bu yaklaşımın amacının Rusya’yı müzakere masasına zorlamak olarak sunulduğunu, ancak aynı liderlerin dört buçuk yıldır diplomasiyi boykot ettiğini belirtti. Glenn ayrıca Marco Rubio’nun Rusya’ya saldırmanın barışı ilerleteceğini savunduğunu, Trump’ın uçuşa yasak bölgeye gelişigüzel şekilde değindiğini ve Patriot füzelerinin Ukrayna’da üretilmesine yönelik lisanslamadan bahsedildiğini aktardı.

Sachs, Trump’ın seçim kampanyasında “bu yararsız savaşları bitirme” vaadiyle hareket ettiğini hatırlattı. Ancak ona göre Amerikan savaşlarını yönlendiren güç, yalnızca geleneksel askeri-endüstriyel kompleks değil; buna artık dijital boyut da eklenmişti. “Amerikan savaşları askeri-endüstriyel-dijital kompleks tarafından sürükleniyor,” diyen Jeffrey Sachs, “büyük teknoloji şirketleri bu savaşların hem tarafı hem de kâr merkezi” olduğunu savundu.

Sachs’a göre Trump diplomatik çözüm yönünde herhangi bir adım atmaya çalıştığında Washington’daki siyasi sınıfın büyük bölümü, Kongre’nin iki kanadı, Pentagon çevreleri ve askeri sözleşme şirketlerinde çalışan eski generaller buna karşı çıktı. Trump’ın da stratejisi olmayan, zayıf ve zorbalığa yatkın bir figür olduğunu söyleyen Sachs, onun baskı karşısında rota değiştirdiğini öne sürdü.

Bu nedenle son günlerdeki gelişmeleri Amerikan politikasında keskin bir dönüş olarak görmedi. Sachs, Trump’ın bazı anlarda farklı bir çizgi çizmeye çalıştığını, ancak bunun etkisiz kaldığını; yaptırımlar, son tarihler ve Rusya’ya yönelik tehditler çizgisine geri dönüldüğünü söyledi. “Bu son tur, ABD politikasında belirleyici bir dönüş değil,” diyen Sachs, “ABD hükümeti ve büyük ülkelerin hükümetleri kâr merkezi haline gelmiş bir savaş makinesi tarafından yönlendiriliyor” şeklinde açıkladı.

Sachs, Silicon Valley’nin ve özellikle Palantir gibi şirketlerin bu savaşlardan para kazandığını savundu. Ona göre bu şirketler yeni modellerini savaş alanlarında kullanıyor, silah sistemlerini test ediyor, geliştiriyor ve büyük askeri sözleşmeler alıyor. Trump’ın Ukrayna savaşını “bir telefonla” ya da “24 saat içinde” bitirme vaadini yerine getirememesini de ABD siyasetinin temel dinamikleri ve Trump’ın yetersizliğiyle açıkladı.

Rusya’nın diplomasiye bakışı

Glenn, NATO Secretary General (NATO Genel Sekreteri) Mark Rutte’nin ABD’nin İran’a karşı savaşa dönme kararını “tamamen haklı” bulduğunu ve NATO’nun ağırlığını bu çizginin arkasına koyduğunu söyledi. Bunun Rusya’ya da NATO’nun artık barıştan değil savaştan söz ettiği mesajını verdiğini belirtti. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov’un, NATO’nun müdahil olması nedeniyle “özel askeri operasyonun” artık savaşa dönüştüğü yönündeki sözlerini hatırlattı.

Sachs, Rus liderliğinin artık ABD diplomasisine ciddi bir rol atfetmediğini söyledi. “Rus liderliğinde hiç kimsenin ABD’ye ya da ABD diplomasisine kulak verdiğini sanmıyorum,” diyen Jeffrey Sachs, “Trump’ı gereksiz yere kışkırtmamaya çalışıyorlar, ama bu savaşı durdurmada belirleyici ya da aktif bir rol oynayacağını beklemiyorlar” diye ifade etti.

Sachs, Vladimir Putin’in 2017’deki bir röportajında dile getirdiği bir görüşe atıf yaptı. Putin’in, ABD başkanlarının göreve bazı fikirlerle geldiğini, ancak daha sonra “koyu takım elbiseli, mavi kravatlı ve evrak çantalı” kişilerin gelip dünyanın gerçekte nasıl işlediğini anlattığını ve bu fikirlerin bir daha duyulmadığını söylediğini aktardı. Sachs’a göre Rus liderliği, ABD başkanlarının gelip geçici olduğunu, fakat ABD güvenlik devletinin ve askeri-endüstriyel-dijital kompleksin daha derin ve kalıcı politika belirleyicisi olduğunu düşünüyor.

Sachs, Rusya’nın Batı’dan büyük ölçüde vazgeçtiğini, geleceğini Avrasya ve gelişmekte olan dünyanın diğer bölgeleriyle birlikte gördüğünü savundu. Ona göre bu sadece Rusya’nın değil, Çin’in, İran’ın ve Avrupa dışındaki Avrasya’nın büyük bölümünün de yaklaşımıydı. Batı dünyasının ise kaybolmakta olan eski ayrıcalıklarını korumaya çalıştığını söyledi.

Nükleer tırmanma, Ukrayna ve kamuoyu

Sachs, Ukrayna savaşının büyük bir felaket olduğunu, çok sayıda Ukraynalının ölümüne yol açtığını ve hiçbir şeyi çözmediğini söyledi. Ona göre Rusya’nın yenilgiye uğratılmasının tek yolu nükleer savaşa varabilecek bir tırmanma olur. “Rusya’nın yenilmesi mümkün değil; bunu ancak bizi nükleer savaşa götürerek yapabilirsiniz,” diyen Sachs, “Rusya, Batı desteğiyle derin Rusya’ya yapılan saldırılara teslim olmayacak” şeklinde uyardı.

Sachs, Batılı hükümetlerin bu yaklaşımını derin bir bilgisizlik, sorumsuzluk ve pervasızlık olarak nitelendirdi. Trump, Emmanuel Macron, Friedrich Merz ve diğer liderlerin kamuoylarında popüler olmadığını söyledi. ABD ve Avrupa halklarının bu savaşları ve askeri tırmanmayı istemediğini savundu. Ayrıca son Gallup anketinin Ukraynalıların, savaşı bitirecek tavizler anlamına gelse bile savaşın sona ermesini istediğini gösterdiğini söyledi.

Sachs, mevcut gidişatın üç şekilde kırılabileceğini öne sürdü. İlk olasılık olarak Rusya’nın askeri hedeflerine doğrudan ulaşmasını gösterdi ve bunun oldukça mümkün, bazılarına göre muhtemel olduğunu söyledi. İkinci olasılığın nükleer savaşa tırmanma olduğunu belirtti. Üçüncü olasılık ise savaş yanlısı hükümetlerin ve lobilerin, onlardan tiksinen kamuoyları tarafından iktidardan uzaklaştırılmasıydı.

Sachs, Merz’in onay oranının Alman şansölyeleri açısından tarihi dip seviyelerde olduğunu, Macron için de benzer bir durum bulunduğunu söyledi. Trump’ın onay oranının hâlâ yüzde 35’in üzerinde, ama yüzde 40’ın altında olduğunu; onaylamama oranının ise yaklaşık yüzde 60 olduğunu aktardı. ABD’de yaklaşan seçimlerde, adil yürütülüp adil sayılması halinde muhalefetin Kongre’nin en az bir kanadında çoğunluk kazanmasının hâlâ olası olduğunu savundu. Supreme Court (Yüksek Mahkeme) kararlarının Trump lehine olduğunu ve “çok sayıda oyun” bulunduğunu da ekledi.

Savaş karşıtı kamuoyu ve siyasi kriz

Glenn, savaş kötüleştikçe Batılı liderlerin savaşa daha fazla yaslandığını savundu. Avrupa ekonomileri zayıfladığında ekonomik ve teknolojik gelişme için daha fazla militarizme yöneldiklerini, kamuoyu desteğini kaybettiklerinde ise muhalefeti “Kremlin yanlısı komplo” gibi göstererek bastırdıklarını söyledi. Batı parçalandığında da Rusya’ya karşı mücadelenin yeni birleştirici fikir olarak sunulduğunu belirtti.

Sachs, bu gözleme büyük ölçüde katıldı, ancak kamuoyunun bütünüyle bu çizgiye çekilemediğini vurguladı. Fransa’da Marine Le Pen’in gelecek yıl cumhurbaşkanlığı yarışına girmesinin ülkenin ana siyasi meselesi haline geleceğini, Ukrayna’nın bu kadar belirleyici olmayacağını söyledi. Almanya’da AfD’nin anketlerde yükseldiğini ve Rusya’ya karşı diplomasiye dayalı tamamen farklı bir yaklaşım savunduğunu belirtti.

ABD’de ise Sachs, İsrail’e ve Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdiği sürece yönelik büyük kamuoyu muhalefetinin, ayrıca İran savaşına karşı tepkinin Amerikan siyasetinde yön değişikliği yaratabilecek potansiyelde olduğunu söyledi. Bunun kolay olmadığını da kabul etti. “Derin askeri savaş makinesi ABD’de ve Avrupa’da son derece güçlü,” diyen Sachs, siyasetçilerin daha dar ama çok güçlü çıkarların sözcüleri gibi hareket ettiğini savundu.

ABD ve Avrupa’nın Rusya hedefi

Programın sonunda Glenn, ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya karşı asıl hedeflerinin ne olduğunu sordu. Sachs, yanıtında ABD ve Avrupa hedeflerini ayrı ayrı listelemekten çok, 1945’ten ve özellikle 1991’de Soğuk Savaş’ın bittiği varsayılan dönemden bu yana ABD’de derin devlet ya da askeri-endüstriyel kompleksin Rusya’yı mümkün olan her fırsatta zayıflatma niyetinin sürdüğünü savundu.

Sachs’a göre bu çizgi, Rusya çevresindeki isyanlara destek vermek, NATO genişlemesiyle Karadeniz’de Rusya’yı çevrelemek, tek taraflı yaptırımlar ve Rus parasına el konulması gibi araçlarla yürütüldü. Bu hedeflerin değişmediğini söyledi. Politikanın temel sürücülerini CIA, askeri müteahhitler ve Palantir gibi şirketler olarak tanımladı.

“Hayatları saymıyorlar, parayı saymıyorlar,” diyen Jeffrey Sachs, “mallarını satmaya çalışıyorlar; ABD bu süreçte iflas ederse bu onlar için sorun değil” diye savundu. Sachs, Batı dünyasındaki savaşları kamuoyu önünde savunan bir “savaş yanlısı milyarderler sınıfı” oluştuğunu da ileri sürdü.

Sachs, Batı ülkelerinin çoğunun siyasi kriz içinde olduğunu söyledi. Bu krizin kaynağını, militarize devletin sınıfsal çıkarları ile bunun bir felaket olduğunu anlayan geniş kamuoyu arasındaki uçurum olarak tanımladı. Trump’tan kalıcı ve mantıklı bir yön beklenmemesi gerektiğini belirtti. Ona göre Trump giderek daha tutarsız hale geliyor, ancak medyayı domine etmeyi seviyor ve medya da onun her sözünü izlemeye devam ediyor.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol