Douglas Macgregor: İran Savaşı Amerikan Halkının Rızası Olmadan Başlatıldı
İngilizce yayımlanan bu bölümde Colonel Douglas Macgregor, ABD’nin İran’la ilan edilmemiş bir savaşa sürüklendiğini, bunun Amerikan halkının rızası ve Kongre onayı olmadan gerçekleştiğini savundu. Macgregor konuşmasında enerji fiyatları, Strait of Hormuz’daki gemi trafiği, dış lobilerin etkisi, çifte vatandaşlık, Epstein dosyaları ve ABD’de siyasi hesap verebilirlik konularını birbirine bağlayarak Washington’daki karar alma mekanizmasını sert biçimde eleştirdi.
İran Savaşı, Enerji Krizi ve Amerikan Ailelerine Yansıyan Maliyet
Macgregor konuşmasına Amerikalıların gündelik ekonomik sıkıntılarına dikkat çekerek başladı. Benzin fiyatları, market faturaları ve ailelerin gelecek kaygısı üzerinden dinleyiciye seslenen Macgregor, Washington’un halktan kopuk kararlar aldığını öne sürdü. Ona göre ABD, İran’la “ilan edilmemiş” bir savaşın içindeydi ve bu savaş iki aydan uzun süredir Amerikan toplumuna ağır ekonomik sonuçlar yüklüyordu.
“İran’la iki aydan fazla süren savaşın bize yaptığı şey şu: Benzin fiyatları fırladı,” diyen Douglas Macgregor, Strait of Hormuz’dan geçen ticari gemi trafiğinin yüzde 90’dan fazla azaldığını belirtti. Macgregor’a göre bu oran yalnızca ekonomik bir veri değil, “tüm uygar dünya için bir felaket” anlamına geliyordu.
Macgregor, Strait of Hormuz’un dünya yakıt, gübre ve hammadde akışı açısından kritik olduğunu vurguladı. Ona göre gübre taşınamadığında ürünler yetişmez; yakıt akmadığında kamyonlar çalışmaz; kritik ilaçlar ulaşmaz ve gıda raflara varmaz. Bu nedenle önümüzdeki aylarda marketlerde görülecek fiyat artışlarının “sessiz ve acımasız” biçimde ailelerin faturalarına ve sofralarına yansıyacağını söyledi.
Macgregor, İran savaşı ile Ukraine savaşını aynı dış politika çizgisinin sonucu olarak sundu. Savaşı savunan isimlerin televizyonlara çıkarak bunun “değdiğini” söyleyeceğini, ancak kendisinin bunun doğru olmadığını düşündüğünü ifade etti.
“Bu Ülkeyi Kim Yönetiyor?”
Macgregor konuşmasının merkezine Amerikan siyasetindeki temel bir soruyu yerleştirdi: “Bu ülkeyi kim yönetiyor?” Ona göre asıl mesele yalnızca İran savaşı değil, ABD hükümetinin kimin çıkarları doğrultusunda yönetildiğiydi.
“ABD hükümeti yetki ve gücünü yönetilenlerin rızasından alır; yabancı mahkemelerden, yabancı hazinelerden ya da yabancı hükümetlerden değil,” diyen Douglas Macgregor, bunun Amerikan cumhuriyetinin temel ilkesi olduğunu vurguladı. Macgregor’a göre bu ilke bugün “sistematik, açık ve neredeyse tamamen cezasız biçimde” ihlal ediliyordu.
Macgregor, elected officials’ın kamuoyu önünde sormayacağını söylediği bir soruyu gündeme getirdi: Çifte vatandaşların kamu görevinde bulunmasının sınırlanması. En az 75 ülkenin çifte vatandaşların seçilmiş makam, atanmış görev veya hükümette önemli rol üstlenmesini yasakladığını savundu. Bu ülkeler arasında Germany, Japan, India, Mexico, South Korea, Norway, Singapore, Austria, Netherlands, Israel ve Czech Republic’i saydı.
Macgregor, bu ülkelerin “haydut devletler” olmadığını, farklı kültürlerden ve demokratik yönetim biçimlerinden geldiklerini söyledi. Ona göre bu devletlerin ulaştığı ortak sonuç, yöneten kişinin yönettiği halka karşı sadakatinin bölünmemiş olması gerektiğiydi. “Yöneten kişinin sadakati, yönettiği halka karşı bölünmemiş olmalıdır; yarı sadakat değil, şartlı sadakat değil, bölünmemiş sadakat,” diyen Douglas Macgregor, bu ilkenin ABD için de geçerli olması gerektiğini savundu.
Israel Örneği ve Çifte Vatandaşlık Tartışması
Macgregor özellikle Israel örneğine dikkat çekti. Israel’in kendi Basic Law’ı uyarınca, Knesset’e seçilen ve yabancı vatandaşlığı bulunan bir kişinin göreve başlamadan önce bu vatandaşlıktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi. Bu noktadan hareketle ABD’de çifte vatandaşların federal atanmış veya seçilmiş görevlerde ya da ABD hükümetinde herhangi bir rolde bulunmasının yasaklanması gerektiğini savundu.
American Israel Public Affairs Committee olarak bilinen AIPAC’in ve varlıklı destekçilerinin dış politika hedeflerini etkilemek ya da kontrol etmek için yüz milyonlarca dolar harcadığını öne süren Macgregor, buna karşılık Israel’in kendi hükümetinde “bölünmemiş ulusal sadakat” standardını uyguladığını ifade etti.
“Bugün savunduğum standart yalnızca Amerikan standardı değildir; German, Japanese, Indian, Norwegian standardıdır. Aynı zamanda Israel’in kendi standardıdır,” diyen Douglas Macgregor, bu yaklaşımın herhangi bir dine, kültüre ya da millete yönelik olmadığını söyledi. Ona göre mesele, kamu güvenini taşıyan kişilerin sadakatinin tamamen Amerikan halkına ait olmasıydı.
Macgregor, George Washington, Thomas Jefferson ve James Madison’ın da yabancı etkinin Amerikan yönetimine sızması tehlikesi konusunda uyarılarda bulunduğunu belirtti. Washington’ın veda konuşmasında bu konuda çok açık uyarılar yaptığını, Jefferson’ın bunu ulusal felsefenin temeline yerleştirdiğini, Madison’ın ise Constitution’ın yapısal mantığına kodladığını savundu.
Kongre Onayı Olmadan Başlayan Savaş Eleştirisi
Macgregor, askerî geçmişine de atıf yaparak sözlerinin ağırlığının anlaşılması gerektiğini söyledi. Hayatının büyük bölümünü üniforma içinde geçirdiğini, askerleri ateş altında göreve götürdüğünü ve bazılarının geri dönmeyeceğini bilerek onlarla göz göze geldiğini anlattı.
“The current war with Iran was not chosen by the American people. The war was not authorized by Congress,” diyen Douglas Macgregor, mevcut İran savaşının Amerikan halkı tarafından seçilmediğini ve Congress tarafından yetkilendirilmediğini belirtti. Ona göre bu savaş, başkan Donald Trump’ın tercihi oldu ve sonuçlarını “felaket” diye nitelemek bile yetersizdi.
Macgregor, İran’la farkları yönetmek için güç kullanımına alternatif stratejiler bulunduğunu savundu. Diplomasi, ekonomik baskı, istihbarat ve inandırıcı caydırıcılığın kullanılabileceğini; İran devleti ve halkına saldırı içermeyen seçeneklerin mevcut olduğunu söyledi. Ona göre böyle bir strateji, araçlarla hedefler arasında dürüst bir denge kurabilir, Amerikan ulusal gücünü koruyabilir ve dünya enerji arzının ciddi bir bölümünü kesintiye uğratmadan uygulanabilirdi.
Bu yolun ciddi biçimde izlenmediğini savunan Macgregor, bunun nedenini karar alma mekanizmalarındaki kişilerin barış istememesi olarak açıkladı. “İstedikleri şey savaştı. Elde ettikleri şey de ABD ve Amerikan halkı için varoluşsal tehdit oluşturmayan bir ülkeyle savaş oldu,” diyen Douglas Macgregor, bunun sonucunda her Amerikan ailesinin benzin, market, ilaç ve tabutlar üzerinden bir “savaş vergisi” ödediğini söyledi.
21. Yüzyıl İçin Askerî Güç Tartışması
Macgregor, 21. yüzyılın güçlü, çevik, ileri teknolojiye sahip, disiplinli ve etkili biçimde komuta edilen bir ordu gerektirdiğini belirtti. Ancak ona göre ABD’nin silahlı kuvvetleri Middle East’te net tanımlanmamış ve ulaşılabilir olmayan hedefler için yayılmış durumdaydı.
Macgregor, Amerikan askerî gücünün başka ülkelerin savaşlarını yürütmek veya başka ülkelerin imparatorluklarını yönetmek için değil, America’yı savunmak için tasarlanması gerektiğini söyledi. Bu bağlamda mevcut dış politika çizgisinin Amerikan ulusal çıkarlarıyla temelden uyumlu olmadığını savundu.
Epstein Dosyaları ve Washington’daki Güç Ağı İddiası
Konuşmanın bir diğer önemli bölümü Epstein dosyalarına ayrıldı. Macgregor, ABD’nin kimsenin oy vermediği savaşlara neden girdiğini, yabancı lobilerin Amerikan dış politikasını neden yazabildiğini ve aynı isimlerin neden skandallardan hesap vermeden çıktığını sorguladı. Ona göre bu soruların yanıtının önemli bir bölümü Epstein dosyalarında yatıyordu.
“Bu dosyalar yalnızca bir seks ticareti skandalını temsil etmiyor; Washington, D.C.’de borca dayalı siyasi gücün işletim sistemini temsil ediyor,” diyen Douglas Macgregor, dosyaların etkinin nasıl satın alındığını, şantajın nasıl kaldıraç hâline geldiğini ve güçlü kişilerin konumlarını nasıl koruduğunu gösterdiğini savundu.
Macgregor’a göre bu güç; liyakat, kamu hizmeti veya yönetilenlerin rızası yoluyla değil, sırlar, tavizler ve karşılıklı suskunlukla sürdürülüyor. Herkesin kaybedecek bir şeyi olduğu bir odada herkesin çizgide kaldığını belirtti. Bu düzenin, halkın rızası olmadan savaşların başlatılmasına ve yabancı lobilerin hem iç hem dış politikayı şekillendirmesine yol açtığını öne sürdü.
Macgregor, Amerikan halkının tüm gerçeği talep ettiğini söyledi: her isim, her uçuş kaydı, her finansal işlem, her iletişim ve her ayrıntının eksiksiz, sansürsüz ve gecikmeden açıklanması gerektiğini savundu. İlgili herkesin parti, unvan, servet, siyasi bağlantı veya ulusal sadakatine bakılmaksızın Amerikan adaletinin karşısına çıkması gerektiğini ifade etti.
“Aşırı Değildiniz, Haklıydınız”
Konuşmasının sonunda Macgregor, Amerikalıların yıllardır bir şeylerin yanlış olduğunu sezdiğini söyledi. Benzin fiyatları yükselmeden, market faturaları artmadan, Hormuz’dan yakıt taşıyan gemiler durmadan önce bile halkın karar vericilerin kendileri için hareket etmediğini bildiğini savundu.
“Aşırı değildiniz. Haklıydınız,” diyen Douglas Macgregor, Amerikan hükümeti ile hizmet etmek için kurulduğu Amerikan halkı arasındaki ilişkinin temel düzeyde bozulduğunu ileri sürdü. Ona göre bugün bu bozulmanın sonuçları benzin pompalarında, alışveriş arabalarında ve Persian Gulf’ta oylanmadan yürütülen savaşta görev yapan Amerikan ailelerinin evlerinde görülüyordu.
Macgregor, konuşmasını Washington, Jefferson ve Madison’ın uyarılarına atıf yaparak tamamladı. Amerikan halkının kendi tarihini, kimliğini ve cumhuriyetin ne olması gerektiğini bildiğinde sessiz kalmayacağını savundu.
Giriş ve Ekonomik Maliyetler
Douglas Macgregor: Amerikalılar, ben Colonel Douglas Macgregor, National Conversation’ın başkanı ve CEO’suyum. Size bazı sorularım var. Bu hafta benzine ne kadar ödediniz? Market faturanız ne kadardı? Çocuklarınızın gözlerinin içine bakıp sessizce, özel olarak, karanlıkta bunun ne kadar kötüleşeceğini düşündünüz mü? Eğer düşündüyseniz yalnız değilsiniz. Bu gece on milyonlarca Amerikalı aynı soruyu soruyor.
Douglas Macgregor: Bütün bunların altında, öfkenin altında, kaygının altında, Washington’da kimsenin dinlemediği hissinin verdiği tükenmişliğin altında, her şeyi delip geçen bir soru var: Bütün bunlar ne için?
Douglas Macgregor: Washington’ın size gerekli, hatta kaçınılmaz olduğunu söylediği Iran’la ilan edilmemiş bir savaşta iki aydan fazladır bulunuyoruz. Peki. Iran’la iki aydan fazla süren savaşın bize yaptığı şey şu: Benzin fiyatları fırladı. Dünyanın yakıtının, gübresinin ve hammaddesinin kritik bir bölümünün geçmek zorunda olduğu dar su yolu Strait of Hormuz’dan ticari gemi trafiği yüzde 90’dan fazla düştü. Yüzde 90.
Douglas Macgregor: Bu yalnızca bir istatistik değil; tüm uygar dünya için bir felaket. Gübre hareket etmediğinde ürünler yetişmez. Yakıt akmadığında kamyonlar işlemez. Kritik ilaçlar ulaşmaz. Gıda raflara varmaz. Önümüzdeki aylarda marketinize gelecek fiyat artışları kendilerini nazikçe duyurmayacak. Isıtma ya da klima faturanızda, alışveriş arabanızda, ailenizin sofrasında sessizce ve acımasızca belirecekler.
Douglas Macgregor: Bizi Iran’la bu savaşa ve Ukraine’deki savaşa iten aynı erkekler ve kadınlar televizyona çıkıp size bunun neden değdiğini anlatacaklar. Ben size bunun doğru olmadığını söylemek için buradayım.
Ülkeyi Kim Yönetiyor?
Douglas Macgregor: Bu da beni bugün Amerikan siyasetindeki en önemli soruya getiriyor. Bu ülkeyi kim yönetiyor? United States’i kimin için yönetiyorlar? Kurucularımız bağımsızlığımızı kazanmadan önce bu soruyu sordular. Buna öyle açık, öyle belirsizlikten uzak bir dille yanıt verdiler ki iki buçuk yüzyıl tek bir kelimesini bile eksiltmedi.
Douglas Macgregor: United States hükümeti yetki ve gücünü yönetilenlerin rızasından alır; yabancı mahkemelerden değil, yabancı hazinelerden değil, yabancı hükümetlerden değil. Amerikan halkı için ve yalnızca Amerikan halkından. Bu ilke partizan değildir, tartışmalı değildir; cumhuriyetimizin temsil ettiği her şeyin kurucu varsayımıdır.
Douglas Macgregor: Bugün bu ilke sistematik, açık ve neredeyse tamamen cezasız biçimde ihlal ediliyor. Size seçilmiş yetkililerinizin kameralar önünde asla sormayacağı bir şey sorayım. Dünyada en az 75 ülkenin, her ölçüte göre ihtiyatlı bir sayıyla en az 75 ülkenin, çifte vatandaşların seçilmiş makamlarda, atanmış pozisyonlarda ya da hükümette herhangi önemli bir rolde bulunmasını yasakladığını biliyor muydunuz?
Douglas Macgregor: En az 75 ülke. Bu listeyi dikkatle duymanızı istiyorum. Kısmi bir liste, ama haydut devletlerin ya da marjinal hükümetlerin listesi değil. Germany, Japan, India, Mexico, South Korea, Norway, Singapore, Austria, Netherlands, Israel, Czech Republic. Her kültür, demokratik yönetimin her biçimi. En yakın ve en eski müttefiklerimizden bazıları.
Douglas Macgregor: Bunların her biri kendi tarihi, kendi zor deneyimi, kendi demokratik bilgeliği aracılığıyla aynı temel sonuca vardı: Yöneten kişinin sadakati, yönettiği halka karşı bölünmemiş olmalıdır. Yarı sadakat değil, şartlı sadakat değil, bölünmemiş sadakat.
Israel, AIPAC ve Çifte Vatandaşlık
Douglas Macgregor: Fakat dikkatinizi listedeki bir ülkeye çekmek istiyorum. Bu listede yer alması yalnızca önemli değil, belirleyici olan bir ülkeye. O ülke Israel. Doğru. Israel devletinin kurucu hukuki çerçevesi olan kendi Basic Law’ı uyarınca, Israel parlamentosu Knesset’e seçilen ve yabancı vatandaşlığı bulunan herhangi bir üye, göreve başlamadan önce bu vatandaşlıktan vazgeçmek zorundadır.
Douglas Macgregor: Çifte vatandaşlığı olan herkesin United States içinde federal atanmış ya da seçilmiş makamda veya ABD hükümetinde herhangi bir rolde bulunması yasaklanmalıdır. American Israel Public Affairs Committee, yani AIPAC ve onun varlıklı destekçileri, dış politika hedeflerini etkilemek ya da kontrol etmek için yüz milyonlarca dolar harcıyor. Buna rağmen Israelis kendi hükümetlerini bölünmemiş ulusal sadakat standardına tabi tutuyor.
Douglas Macgregor: Bunu bir an düşünün. Bugün savunduğum standart, Washington, Jefferson ve Madison’ın güçlü biçimde desteklediği standart, yalnızca Amerikan standardı değildir. Aynı zamanda German standardı, Japanese standardı, Indian ve Norwegian standardıdır. Israel’in kendi standardıdır.
Douglas Macgregor: Hiç kimse bu ilkenin herhangi bir gruba yöneldiğini söylemesin. Hiç kimse bu tutumu aşırı diye adlandırmasın. Aşırı değildir; sağduyudur. Çünkü bu tartışmanın merkezindeki ülkenin, Israel’in kendisi, çifte vatandaşların hükümetinde görev yapmasına izin vermiyor. Biz yalnızca kendi evimizde kendimiz için aynı şeyi istiyoruz.
Douglas Macgregor: Bu herhangi bir dinle ilgili değildir. Herhangi bir kültürle ilgili değildir. Israel dahil herhangi tek bir ülkeyle ilgili değildir. Bu, dünyada en az 75 ülke tarafından bağımsız biçimde doğrulanmış, bu tartışmayla en ilgili ülkeyi de içeren ve bu cumhuriyeti kuran erkekler tarafından kusursuz açıklıkla ifade edilmiş bir ilkedir.
Douglas Macgregor: Amerikan halkının kamu güvenini taşıyorsanız, sadakatiniz tamamen, çekincesiz, bölünmeden, istisnasız Amerikan halkına aittir.
Kurucuların Uyarıları
Douglas Macgregor: George Washington veda konuşmasında bunu nefes kesici bir açıklıkla belirtti; bu ulusu, yabancı etkinin Amerikan öz yönetiminin mekanizmasına sızmasının aşındırıcı, cumhuriyeti yok edici tehlikesine karşı uyardı. Thomas Jefferson bunu ulusal felsefemizin kurucu mimarisine yerleştirdi. James Madison bunu Constitution’ımızın yapısal mantığına kodladı.
Douglas Macgregor: Bunun geleceğini gördüler. Adını koydular. Bizi uyardılar. Bunu önlemek için ihtiyaç duyduğumuz her aracı bize verdiler. Biz onların mantığını görmezden geldik. Bunu yapmak için hiçbir mazeretimiz yok.
Iran Savaşı ve Yetki Sorunu
Douglas Macgregor: Çoğunuzun bildiği gibi yetişkin hayatım üniforma içinde geçti. Askerleri ateş altında göreve götürdüm. Onları çatışmaya götürmeden önce gözlerinin içine baktım; her zaman bazılarımızın geri dönmeyeceğini bilerek. Lütfen söylediğim şeyin bütün ağırlığını anlayın.
Douglas Macgregor: Iran’la mevcut savaş Amerikan halkı tarafından seçilmedi. Savaş Congress tarafından yetkilendirilmedi. Bu, chief executive Donald Trump’ın tercihiydi. Bunun bir felaket olduğunu söylemek yetersiz kalır.
Douglas Macgregor: Güç kullanımına stratejik alternatifler vardı. Iran’la farklılıkları yönetmek için diplomasi, ekonomik kaldıraç, istihbarat ve inandırıcı caydırıcılık kullanan; Iran devletine ve halkına saldırıyı içermeyen alternatifler vardı.
Douglas Macgregor: Bu, araçlarla hedefleri dürüstçe dengeleyen bir strateji olurdu. Amerikan ulusal gücünü koruyan ve muhafaza eden; dünya enerji arzının önemli bir bölümünü aksatmadan ya da yok etmeden; dünya nüfusunu ihtiyaç duyduğu gübre hammaddesinden ve gıdadan mahrum bırakmadan; gıda fiyatlarını tüm dünyada sıçratmadan işleyen bir strateji olurdu.
Douglas Macgregor: Bu strateji hiçbir zaman ciddi biçimde izlenmedi. Çünkü Amerikan ulusal gücünün kaldıraçlarını ellerinde tutan insanlar, birçoğu hiç seçilmemiş, hiç onaylanmamış, tek bir Amerikan seçmenine karşı bile hesap vermeyen insanlar, barışı hiçbir zaman ciddi biçimde istemedi.
Douglas Macgregor: İstedikleri şey savaştı. Elde ettikleri şey de United States ve Amerikan halkı için hiçbir zaman varoluşsal tehdit oluşturmamış bir ülkeyle savaş oldu. Şimdi her Amerikan ailesi, benzin pompasında, markette, ilaçta ve eve gelmeye başlayan bayrağa sarılı tabutlarda savaş vergisi ödüyor.
21. Yüzyıl Ordusu
Douglas Macgregor: 21. yüzyıl, 21. yüzyıl gerçeklikleri için inşa edilmiş bir ordu gerektiriyor. Güçlü, çevik, ileri, disiplinli ve her şeyden önce Amerikan askerî gücünün neyi başarabileceğini ve neyi başaramayacağını anlayan üst düzey askerî ve siyasi liderler tarafından etkili biçimde komuta edilen bir ordu.
Douglas Macgregor: Silahlı kuvvetlerimiz Middle East boyunca, açıkça tanımlanmamış hedefler, ulaşılabilir olmayan hedefler ve temelde Amerikan olmayan stratejik çıkarlar için yürütülen savaşlar uğruna yayılmış durumda. Biz America’yı savunmak için tasarlanmış askerî güç istiyoruz; başka insanların savaşlarını yürütmek ya da başka insanların imparatorluklarını yönetmek için değil.
Epstein Dosyaları ve Siyasi Güç
Douglas Macgregor: Bu sorunların neden sürdüğüne ve kimsenin oy vermediği savaşları neden yürüttüğümüze dair bazı nedenler önermek istiyorum. Yabancı lobiler Amerikan dış politikasını neden yazıyor? Aynı isimlerden bazıları neden skandaldan skandala sıfır hesap verebilirlik, sıfır sonuç ve sıfır utanma ile yeniden dolaşıma giriyor?
Douglas Macgregor: Yanıtın bir kısmı, önemli bir kısmı, Epstein dosyalarında yatıyor. Bu dosyaların temsil ettiği şey yalnızca bir seks ticareti skandalı değildir, her ne kadar bu büyük bir bölüm olsa da. Dosyalar, Washington, D.C.’de borca dayalı siyasi gücün işletim sistemini temsil ediyor. Amerikan ulusal çıkarından kopuk çıkarlara rehin düşmüş bir gücü. Yozlaşmış ya da yabancı ya da her ikisi birden olan bir gücü.
Douglas Macgregor: Dosyalar etkinin nasıl satın alındığını, şantajın nasıl kaldıraç hâline geldiğini, ülkemizdeki en güçlü insanların konumlarını nasıl elde ettiğini ve sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Liyakat yoluyla değil, kamu hizmeti yoluyla değil, yönetilenlerin rızası yoluyla değil; taviz yoluyla, sırlar yoluyla, odadaki herkesin kaybedecek bir şeyi olduğu ve bu nedenle odadaki herkesin çizgide kaldığına dair belirli erkekler ve kadınlar arasındaki sessiz, dile getirilmeyen anlayış yoluyla.
Douglas Macgregor: Yönetilenlerin rızası olmadan savaşlar böyle başlatılır. Yabancı lobiler nihayetinde iç politikayı da dış politikayı da böyle şekillendirir. Cumhuriyetimizin kurucu ilkeleri içeriden dışarıya doğru böyle sökülür. Biz geri kalanlar izler, bekler ve neden hiçbir şeyin değişmediğini merak ederken.
Douglas Macgregor: Amerikan halkı tüm gerçeği talep etti. Her isim, her uçuş kaydı, her finansal işlem, her iletişim, her ayrıntı eksiksiz biçimde kamuoyuna açıklanmalı; sansürsüz ve gecikmesiz. Bunu bildiğim en açık şekilde söylüyorum: Parti, unvan, servet, siyasi bağlantı ya da ulusal sadakat fark etmeksizin adı karışan her birey, Amerikan adaletinin tüm amansız ağırlığıyla yüzleşmelidir.
Douglas Macgregor: İstisna yok, pazarlık yok, tam emeklilik maaşı ve güvenlik ekipleriyle sessizce emekliye ayrılmak yok. Ülkemiz bizim evimizdir. Onu tamamen, kalıcı biçimde ve özür dilemeden temizlemenin zamanı geldi.
Son Uyarı
Douglas Macgregor: Size son bir düşünce bırakmak istiyorum. Benzin fiyatları yükselmeden önce bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordunuz. Market faturaları tırmanmadan önce bir şeylerin geldiğini biliyordunuz. Gemiler Hormuz’dan yakıt taşımayı durdurmadan önce, bu kararları alan insanların bunları sizin için almadığını biliyordunuz.
Douglas Macgregor: Amerikan halkı yıllardır, kemiklerinde, içgüdülerinde, hiçbir medya yönlendirmesinin kalıcı olarak bastıramayacağı sezgisel bir açıklıkla, Amerikan hükümeti ile hizmet etmek için yaratıldığı Amerikan halkı arasındaki ilişkide temel bir şeyin bozulduğunu biliyordu.
Douglas Macgregor: Yanılmadınız. Haklıydınız. Aşırı değildiniz. Haklıydınız. Bu gece sonuçlar benzin pompanızda açıkça göründüğü için, alışveriş arabanızda olduğu için, Amerikan oğulları ve kızları hiçbir zaman oylamaya sunulmamış, Persian Gulf’ta asla ateşe verilmemesi gereken bir savaşta savaşan ailelerin evlerinde olduğu için haklıydınız.
Douglas Macgregor: Washington bize söyledi, Jefferson öğretti, Madison uyardı. Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Tanrı sizi, ailelerinizi, askerlerimizi, denizcilerimizi, havacılarımızı ve Marines’i korusun; Tanrı United States of America’yı korusun.