Rahip Billy Cerveny: “Kilise Vitrin Değil, Hastane Olmalı”
İngilizce yürütülen bölümde gazeteci Tucker Carlson, yaklaşık 40 yıllık arkadaşı Rahip Billy Cerveny ile Cerveny’nin gazetecilik ve müzikten din hizmetine uzanan hayatını konuştu. Sohbet; babalık, evlilik, pornografi, bağımlılık, cinsiyet tartışmaları, erkekler arasındaki dostluk ve halüsinojen kullanımının manevi boyutları etrafında ilerledi.
Müzikten din hizmetine uzanan yol
Cerveny, gençliğinde rahip olacağını düşünmediğini, profesyonel hayatının önemli bölümünü gazetecilik ve müzik sektöründe geçirdiğini anlattı. Atlanta’da müzik kariyerine yeni başladığı dönemde, zemini hâlâ eski seranın sulama düzenine göre eğimli olan yaklaşık 400 fit karelik bir dairede yaşadığını söyledi. Başarı arayışı ile hayatının amacı arasında sıkıştığı bu dönemi, kendi hayatındaki bir “manastır” olarak tanımladı.
“Tanrım, ya söylediğin kişisin ya da bu, insanlığa karşı işlenmiş en büyük yalandır; ben senin söylediğin kişi olduğuna inanmayı seçiyorum,” diyen Billy Cerveny, bu kararın ardından bağışlanma, lütuf ve Jesus ile ilişki kavramlarını farklı biçimde anlamaya başladığını belirtti.
Cerveny’nin babası Episcopal Church’te (Episkopal Kilise) piskopostu. Buna rağmen Cerveny, çocukluğunda dinî dili sürekli duymasının “lütuf” ve “bağışlanma” gibi kavramları sıradanlaştırdığını söyledi. İnançla daha kişisel bir ilişki kurmasının üniversite yıllarındaki savrulmalarından ve müzik kariyerinin ilk döneminden sonra gerçekleştiğini anlattı.
Nashville’e taşındıktan sonra müzik yapmayı sürdürdüğünü, aynı zamanda Young Life adlı Hristiyan gençlik kuruluşunda görev aldığını aktardı. Colorado’da tanıştığı eşiyle birlikte hayatlarının yönünü sorgulamaya başladıklarını ve sonunda ilahiyat eğitiminin gündeme geldiğini söyledi. Rahiplik yolunu, geçmişi düşünüldüğünde hâlâ ironik bulduğunu da ekledi.
Babasının mirası ve kusurlu babalık
Carlson, Cerveny’nin babasının tanınmış ve etkili bir din adamı olduğunu; cenazesinin kalabalık bir katedralde yapıldığını hatırlattı. Cerveny ise çocukken babasının piskoposluk sorumluluklarını olağan kabul ettiğini, ancak kendisi din hizmetine girdikten sonra onun aileyi ve kiliseyi aynı anda nasıl taşıdığını daha iyi anladığını açıkladı.
Aile evlerinin farklı Hristiyan geleneklerinden insanların uğradığı bir yer olduğunu anlatan Cerveny; keşişlerin, yüksek kilise geleneğine bağlı Anglikanların ve karizmatik Hristiyanların aynı çatı altında ağırlandığını söyledi. Gençken bu çeşitliliği kafa karıştırıcı bulduğunu, sonradan ise bunu “Tanrı’nın ailesinin” farklı ifadelerini gösteren değerli bir deneyim olarak gördüğünü belirtti.
Cerveny’ye göre babasının gücü, unvanından çok insanlarda bıraktığı etkiydi. Farklı eyaletlerde karşılaştığı kişilerin, soyadını duyunca babasının kendilerine nasıl yardım ettiğini anlattıklarını söyledi. Bu tecrübelerin, başarının yalnızca biriktirmek ya da statü kazanmak değil, başka insanların hayatında kalıcı bir iz bırakmak anlamına geldiğini öğrettiğini ifade etti.
Babalığın, kusursuz bir erkeklik modeli sunmak anlamına gelmediğini savunan Cerveny, “Bir baba olarak görevim oğluma mükemmel erkeğin ne olduğunu göstermek değil; lütuf sahibi Tanrı’yla ilişki içinde yaşayan kusurlu bir erkeğin ne olduğunu göstermektir,” şeklinde açıkladı.
Cerveny, oğulların babalarını önce kahraman olarak gördüğünü, daha sonra onların büyüklük ile kırılganlığı bir arada taşıyan insanlar olduğunu fark ettiğini söyledi. Kendi babasının hayatındaki mücadeleleri açıkça paylaşmasının, onu yalnızca bir din adamı değil, bir insan olarak tanımasını sağladığını ekledi.
“Babanın kutsamasına” duyulan ihtiyaç
İki konuşmacı, baba-oğul ilişkisinin erkeklerin hayatındaki en ağır ve karmaşık ilişkilerden biri olduğu konusunda hemfikir oldu. Cerveny, erkeklerin görülmek, sevilmek, başka erkeklerle bağ kurmak ve kendilerinden büyük bir hikâyenin parçası olmak istediğini; bunların temelinde ise bir babadan “kutsama” alma arzusunun bulunduğunu savundu.
Bu görüşünü Genesis’teki (Yaratılış) Jacob ve Esau hikâyesiyle açıklayan Cerveny, Jacob’ın kardeşine ait kutsamayı çaldığını ve hayatının geri kalanında elde edemediği baba onayının peşinden gittiğini söyledi. Jacob’ın Tanrı’nın meleğiyle güreşirken “Beni kutsamadıkça seni bırakmayacağım” demesini, insanın baba tarafından kabul edilme ihtiyacının simgesi olarak yorumladı.
Carlson, bir babanın “Aferin oğlum” demesinin erkek için taşıdığı ağırlığa dikkat çekti. Cerveny ise hiçbir insan babanın bu ihtiyacı eksiksiz karşılayamayacağını; ebeveynlerin kendi kusurlarını çocuklarından saklamak yerine onları Tanrı’nın lütfuna yönlendirebileceğini ifade etti.
Manevi savaş ve evliliğe yönelik tehditler
Sohbet daha sonra Ephesians’ta (Efesliler) geçen, mücadelenin “ete ve kana karşı değil, yönetimlere ve hükümranlıklara karşı” olduğu anlatısından hareketle manevi savaş konusuna geçti. Cerveny, görünen dünyanın ardında Tanrı, melekler ve isyan hâlindeki manevi güçlerin bulunduğuna inandığını söyledi. Satan’ın Tanrı’ya doğrudan denk olamayacağı için Tanrı’nın tasarısına ve onun suretini taşıyan insanlara saldırdığını savundu.
“Tanrı’nın en çok neyi sevdiğini bilmek istiyorsanız, Satan’ın en saldırgan biçimde neye yöneldiğine bakın,” diyen Billy Cerveny, evlilik, insan cinselliği, erkeklik, kadınlık ve aileyi başlıca hedefler arasında saydı.
Cerveny’ye göre evlilik zaten iki kusurlu ve benmerkezci insanın bir araya gelmesi nedeniyle zordu. Manevi saldırının çoğu zaman kişinin kendi sesi gibi duyulan düşünceler, gurur ve bencillik üzerinden işlediğini ileri sürdü. Tim Keller’ın evlilikteki en büyük sorunun bencillik olduğu yönündeki değerlendirmesine atıf yaparak, evliliği iki benmerkezci insanın kendilerinden vazgeçmeyi öğrenme süreci olarak tanımladı.
Evlilik danışmanlığı yaptığı çiftlerin sık sık “zor bir evlilikleri” olduğunu söylediğini aktaran Cerveny, onlara aslında yalnızca “bir evlilikleri olduğunu”, çünkü evliliğin doğası gereği emek istediğini söylediğini belirtti. Christian evlilik anlayışında sevginin adalet hesabından ibaret olmadığını; özellikle incinmişken bile eşe hizmet etmeyi, dinlemeyi ve ilişkiyi sürdürmeyi gerektirdiğini savundu.
Cerveny, zina nedeniyle parçalanan bazı evliliklerin, iki tarafın da sorumluluk alması ve sürece alçakgönüllülükle yaklaşması sayesinde yeniden kurulabildiğini gözlemlediğini söyledi. Bunun son derece acı verici olduğunu ve kimseye böyle bir yolculuk önermediğini özellikle vurguladı. Buna karşılık, tarafların yalnızca birbirini suçladığı ilişkilerin daha küçük sorunlar nedeniyle bile dağılabildiğini anlattı.
Pornografi, yalnızlaşma ve utanç döngüsü
Cerveny, pornografinin günümüzde ne kadar yaygın olduğunu abartmanın zor olduğunu söyledi. Erkeklerle yaptığı görüşmelerde, aksi anlaşılana kadar pornografinin onların hikâyesinde bir şekilde yer aldığını varsaydığını belirtti. Akıllı telefonların özellikle genç erkekler için cinsel içeriği birkaç dokunuş uzaklığa getirdiğine dikkat çekti.
Pornografinin ilk olarak cinsellik ve eş algısını çarpıttığını savunan Cerveny, kadınları erkek arzusuna göre oluşturulmuş karikatürlere dönüştürdüğünü söyledi. Erkek ve kadın cinselliğinin aynı biçimde işlemediğini; pornografinin ise erkeğin yavaşlamasını, eşini dinlemesini ve cinselliği karşılıklı bağ içinde yaşamasını engellediğini ileri sürdü.
İkinci etkinin gizlilik ve izolasyon olduğunu belirten Cerveny, pornografi alışkanlığının genellikle saklı yaşandığını söyledi. “Pornografi erkekleri gölgelere iter; utanç orada hiçbir engelle karşılaşmadan büyür,” diyen Billy Cerveny, gizlilik, utanç ve daha ağır davranışlar arasında kendi kendini besleyen bir döngü oluştuğunu ifade etti.
Cerveny’ye göre insan cinselliği alışkanlıklarla biçimlenebildiği için aynı uyarıcı zamanla yetersiz kalabiliyor ve kişi giderek daha uç içeriklere yönelebiliyor. Bunu bağımlılıktaki “azalan getiri” mekanizmasına benzetti. Ancak geçmişte bu sorunları yaşamış kişilerin “hasarlı mal” olmadığını, iyileşme ve yeniden bağ kurmanın mümkün olduğunu da vurguladı.
Cinsiyet, yaratılış ve insanın görevi
Carlson, modern cinsiyet tartışmalarının yaklaşık on yıl önce daha radikal bir aşamaya geçtiğini söyledi. Ayrıca nükleer silahların insanlarda dünyayı yok edebilecekleri ve dolayısıyla tanrısal bir güç taşıdıkları düşüncesini doğurduğuna ilişkin kişisel teorisini anlattı. Cerveny ise tartışmayı Genesis’teki yaratılış anlatısı üzerinden değerlendirdi.
Cerveny’ye göre Tanrı’nın insanı erkek ve kadın olarak yaratması toplumsal bir tesadüf değil, kutsal bir çağrıydı. Kültürlerin erkeklik ve kadınlığın ifade edilme biçimlerini etkileyebileceğini kabul etmekle birlikte, bu ayrımın bütünüyle toplumsal bir kurgu olduğu görüşüne katılmadı. Erkek ve kadının birlikte Tanrı’nın suretini dünyada daha eksiksiz yansıttığını savundu.
Çalışmanın insanın düşüşünden sonra ortaya çıkmadığını da belirten Cerveny, Adam’a Eden’i yetiştirme ve dünyaya yayma görevinin daha önce verildiğini söyledi. Bu nedenle tesisatçıdan avukata, fırıncıdan bahçıvana kadar her insanın emeğinin Tanrı’nın krallığına katılmanın bir biçimi olabileceğini ifade etti.
Carlson’ın nehirler, ağaçlar ve dağların insan üzerindeki etkisine dikkat çekmesi üzerine Cerveny, doğanın yalnızca faydası nedeniyle değil, başlı başına “iyi” olarak yaratıldığını savundu. Adam’a verilen egemenlik görevinin doğayı yok etmek değil, bakımını üstlenmek ve geliştirmek anlamına geldiğini belirtti.
Cinsiyet karmaşası yaşayan kişilere yaklaşım
Cerveny, cinsiyetini sorgulayan insanlarla ilgili tartışmalarda kilisenin soyut teolojik mücadeleye kapılıp gerçek insanların acısını gözden kaçırabileceğini söyledi. Böyle bir kişinin uzun süre yalnızlık, utanç ve cehenneme gitme korkusu gibi sorularla mücadele etmiş olabileceğini belirterek, ilk yaklaşımın şefkat ve alçakgönüllülük olması gerektiğini vurguladı.
“Önce hiçbir şey söylemezsiniz; dinlersiniz ve duyulma hakkını kazanırsınız,” diyen Billy Cerveny, amacın tartışmayı kazanmak değil, kişinin güvenli biçimde hikâyesini anlatabileceği bir ilişki kurmak olduğunu açıkladı.
Bunun kendi teolojik görüşlerinden vazgeçmek anlamına gelmediğini belirten Cerveny, doğru ile yanlışı belirleme yetkisinin kendisine değil Tanrı’ya ait olduğunu savundu. Christianların hem kendi görüşlerini hem de kilise liderlerinin söylediklerini Bible’a (Kutsal Kitap) göre sınaması gerektiğini ifade etti.
Bağımlılık, itiraf ve kilisenin rolü
Cerveny, pastoral danışmanlıkta alkol, opioid, pornografi ve kumar bağımlılıklarıyla sık karşılaştığını söyledi. Özellikle çevrim içi kumarı, yenilmesi en zor ve en tehlikeli bağımlılıklardan biri olarak nitelendirdi. Buna rağmen iyileşme sürecinden geçen insanlarda büyük bir umut gördüğünü anlattı.
“Kilise bir vitrin değil, hastane olmalıdır,” diyen Billy Cerveny, Alcoholics Anonymous (Adsız Alkolikler) ve Narcotics Anonymous (Adsız Narkotik Bağımlıları) toplantılarındaki dürüstlük ile alçakgönüllülüğün kiliseler için önemli bir örnek oluşturduğunu belirtti.
Cerveny, bağımlılığın utancı büyüttüğünü; utancın ise kişiye yalnızca yanlış bir şey yaptığı değil, kendisinin bütünüyle yanlış olduğu duygusunu verdiğini söyledi. Adam’ın yasak meyveyi yedikten sonra saklanmasını bu ayrım üzerinden yorumladı: Adam, yalnızca kuralı çiğnediği için değil, çıplak ve utanmış hissettiği için gizlenmişti.
İyileşme toplantılarında kişinin en ağır gerçeklerini anlattığında reddedilmemesinin utanç döngüsünü kırdığını savunan Cerveny, bağımlılığın yol açtığı yıkımın daha sonra başkalarına yardım etme kapasitesine dönüşebildiğini ifade etti.
Erkek dostluğu ve “sedyeyi taşıyanlar”
Carlson ve Cerveny, üniversitede kurdukları beş kişilik arkadaş grubunun yaklaşık 40 yıldır devam ettiğini anlattı. Farklı hayatlar sürmelerine rağmen her yıl bir araya geldiklerini, birbirlerinin çocuklarına vaftiz babalığı yaptıklarını ve maddi ya da manevi ihtiyaçlarda birbirlerine destek olduklarını söylediler.
Cerveny, Jesus’un otuzlu yaşlarında 12 yakın arkadaşa sahip olmasını erkekler açısından dikkate değer bir örnek olarak sundu. Markos’taki, felçli arkadaşlarını çatıyı açarak Jesus’un önüne indiren adamların hikâyesine atıfla, erkeklerin kendilerini taşıyacak dostlara ihtiyaç duyduğunu söyledi.
“Sedyenizi taşıyacak insanları bulun; çünkü bir gün ayağa kalkamayacak durumda sedyenin üzerinde siz olacaksınız,” diyen Billy Cerveny, erkek dostluğunun evlilik ve babalık için de koruyucu bir işlev gördüğünü vurguladı.
Carlson, genç yaşta ünlü olduğunda arkadaşlarının kendisini şöhretin etkilerinden koruduğunu söyledi. Bu dostlukların yalnızca duygusal yakınlığa değil, zaman ve fedakârlık gerektiren bir sözleşmeye dayandığını belirtti. Cerveny de gerçek dostların birbirini sevdiğini ancak birbirinden aşırı etkilenmediğini; gerektiğinde gururu kıracak kadar açık konuşabildiğini ekledi.
PTSD ve ağır halüsinojenlere ilişkin uyarı
Son bölümde Carlson, savaşta insan öldürmüş ve PTSD (travma sonrası stres bozukluğu) yaşayan gazilerin ayahuasca, iboga veya DMT gibi güçlü halüsinojenlere yönelmesini sordu. Bu kişilere şefkat duyduğunu, ancak kendi gençliğindeki halüsinojen deneyimleri nedeniyle uygulamaya karşı temkinli olduğunu söyledi.
Cerveny, tıbbi gözetim altında ve tedaviye dirençli depresyon için yürütülen deneysel uygulamalar hakkında hüküm verecek uzmanlığa sahip olmadığını belirtti. PTSD’nin gerçek psikiyatrik ve nörolojik yaralar oluşturduğunu kabul ederek, “Bu senin hatan olmayabilir; ama ne yazık ki artık senin sorumluluğundur,” şeklinde değerlendirdi.
Buna karşılık, manevi varlıklarla karşılaşma amacı taşıyan halüsinojen kullanımına kesin biçimde karşı çıktı. Böyle deneyimlerin yalnızca hayal ürünü olmayabileceğini, kişiyi Jesus’un “kapı” olarak tanımladığı yolun dışından görünmeyen âleme sokabileceğini savundu. DMT kullananların benzer varlıklarla karşılaştıklarına ilişkin anlatıları, kendi teolojik çerçevesinde demonik bir alanın işareti olarak yorumladı.
Cerveny, bu deneyimlerin başlangıçta aydınlanma, görülme ve özel olma hissi verebileceğini; fakat kişiyi zamanla içten içe boşaltabileceğini ileri sürdü. Tıbbi kullanım ile “manevi safari” amacıyla yapılan kullanım arasında ayrım koydu ve ikincisini, “Orada bulunmak istemediğinizi anlamak için gitmeniz gerekmeyen bir yer” olarak nitelendirdi.