Judge Napolitano - Judging Freedom

Joe Kent ve Larry Johnson: ABD Çok Cepheli Bir Dünya Çatışmasına Sürükleniyor

Joe Kent ve Larry Johnson, podcast bölümünde ABD’nin Ukrayna ile Orta Doğu’daki savaşlara yaklaşımını, Donald Trump’a sunulan istihbaratın yeterliliğini ve Washington’ın aynı anda birden fazla cephede karşı karşıya kaldığı askerî riskleri değerlendirdi. Kent, ABD’nin Ukrayna üzerinden giderek daha fazla Rusya ile doğrudan çatışmaya sürüklendiğini savunurken Johnson, bu savaşların ABD’nin maddi kapasitesine ve uluslararası itibarına ağır zarar verdiğini ileri sürdü.

Lindsey Graham Sonrası Neocon Etkisi

Programın sunucusu, Senator Lindsey Graham’ın artık sahnede olmadığını belirterek Kent’e neoconların Ukrayna’yı Vladimir Putin’i iktidardan uzaklaştırmak için bir “koçbaşı” olarak kullanma düşüncesini sürdürüp sürdürmediğini sordu. Sorunun ikinci bölümü, bu çevrelerin aynı hedef doğrultusunda Başkan Donald Trump’ı etkilemeye devam edip etmediğine odaklandı.

Kent, neocon olarak nitelendirilen çevrelerin amaçlarını Trump’a bütünüyle açıklamadığını düşündüğünü söyledi. Ona göre Başkan’a sunulan gerekçe, çoğunlukla Ukrayna’ya verilen desteğin iç siyasi sonuçları üzerinden kuruluyor.

“Başkana ne yapmaya çalıştıkları konusunda açık davrandıklarını düşünmüyorum,” diyen Joe Kent, Ukrayna politikasının Trump’a doğrudan rejim değişikliği hedefiyle değil, siyasi maliyet hesabıyla anlatıldığını belirtti.

Kent’in aktardığı çerçeveye göre Trump’a, ABD’nin Ukrayna’yı aniden yalnız bırakmasının iç siyasette kendisi açısından olumsuz sonuçlar doğuracağı söyleniyor. Bu yaklaşım, yardımın sürdürülmesini Ukrayna’nın en azından kendisini savunabilmesi ve gelecekteki müzakerelerde daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi gerekçesine bağlıyor.

“Bu mesele ona, siyasi açıdan Ukraynalıları öylece ortada bırakamayacağı; bunun kendisi için çok kötü olacağı şeklinde sunuluyor,” diyen Kent, desteğin bu nedenle savunma ve müzakere kapasitesiyle gerekçelendirildiğini açıkladı.

Kent, görünürde savunma amaçlı ve geçici bir destek olarak anlatılan politikanın, uygulamada ABD’yi savaşın içine daha fazla çektiğini savundu. Bu bakımdan Trump’a sunulduğunu düşündüğü siyasi açıklama ile istihbarat ve güvenlik kurumlarının izlediğini ileri sürdüğü fiilî politika arasında bir ayrım yaptı.

İstihbarat Aygıtı ve Askerî-Sanayi Kompleksi Eleştirisi

Kent’e göre Trump, ABD’nin istihbarat yapılanması ile askerî-sanayi kompleksi üzerinde tam denetim kurabilmiş değil. Kent, bu yapıların Ukrayna’ya desteği sürdürerek Washington’ın savaşa daha fazla bağlanmasına yol açtığını ileri sürdü.

“Başkan, istihbarat aygıtı ve askerî-sanayi kompleksi üzerinde tam denetime sahip değil,” diyen Joe Kent, bu çevrelerin “ABD’yi bu savaşa daha fazla yerleştirmek için Ukrayna’ya destek aktarmaya devam ettiğini” savundu.

Kent, bu iddiayı doğrulanmış kurumsal bir bulgu olarak değil, kendi değerlendirmesi olarak sundu. Açıklamasında hangi kurumların hangi kararları aldığına, desteğin kapsamına veya sevk edilen silahların miktarına ilişkin ayrıntı vermedi. Bununla birlikte temel savı, Ukrayna politikasının yalnızca Trump’ın açık siyasi tercihleri tarafından belirlenmediğiydi.

Bu görüşe göre Başkan’a, yardımın Ukrayna’nın savunmasını sürdürebilmesi ve müzakere konumunu iyileştirmesi için gerekli olduğu anlatılıyor. Ancak Kent, yardımın sürmesinin aynı zamanda ABD’nin çatışmadan ayrılmasını zorlaştırdığını düşünüyor. Dolayısıyla desteğin kısa vadeli gerekçesi ile uzun vadeli stratejik sonucu arasında ciddi bir fark bulunduğunu öne sürüyor.

Kent ayrıca Ukrayna tarafının giderek çaresizleştiğini söyledi. Bu değerlendirmesini, programda daha önce Scott tarafından ortaya konduğunu belirttiği görüşlerle ilişkilendirdi; ancak mevcut bölümde Scott’ın sözlerinin ayrıntıları yer almadı.

Rusya’nın Olası Hamleleri ve Polonya Riski

Kent’in değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri, ABD’nin Orta Doğu’da aşırı ölçüde yayılması hâlinde Rusya’nın bunu bir zayıflık işareti olarak görebileceği ihtimaliydi. Kent, özellikle Washington’ın İran’la yeniden doğrudan çatışmaya girmesi durumunda Moskova açısından yeni bir fırsat penceresi oluşabileceğini ileri sürdü.

Kent’e göre Putin, ABD’nin zayıf ve Orta Doğu’da aşırı yüklenmiş olduğu sonucuna varırsa Ukrayna savaşında daha hassas hedeflere yönelmeyi düşünebilir. Olası hedefler arasında Polonya’daki bazı noktaları ve adını vermediği başka hassas bölgeleri gösterdi.

Kent, “Putin, özellikle zayıf olduğumuzu ve Orta Doğu’da aşırı yayıldığımızı biliyorsa, bazı hedefleri vurmak için bunun iyi bir zaman olduğunu düşünebilir,” şeklinde değerlendirmede bulundu. ABD’nin İran’la yeniden çatışmaya girmesi hâlinde Polonya’daki veya başka yerlerdeki hassas hedeflerin risk altına girebileceğini ekledi.

Bu sözler, Rusya’nın böyle bir saldırı kararı aldığına ilişkin bir bilgi olarak değil, Kent’in olası tırmanmaya dair endişesi olarak dile getirildi. Kent, “vurabilir” ve “iyi bir zaman olabilir” ifadelerini kullanarak öngörüsünü ihtimal düzeyinde tuttu.

Polonya’ya yönelik olası bir saldırının niteliği, zamanı veya hedefleri hakkında somut bilgi vermedi. Bunun yerine Washington’ın dikkatinin ve askerî kaynaklarının farklı bölgeler arasında bölünmesinin, Moskova tarafından stratejik bir zayıflık olarak algılanabileceğini savundu.

“Bu Savaş Rusya İçin Varoluşsal”

Kent, ABD’deki temel sorunlardan birinin Ukrayna savaşının Rusya ve Putin açısından taşıdığı anlamın yeterince anlaşılmaması olduğunu söyledi. Washington’daki karar alıcıların Rusya’nın bu çatışmayı sıradan, sınırlı veya kolayca vazgeçilebilecek bir dış politika meselesi olarak görmediğini tam olarak kavrayamadığını ileri sürdü.

“Bu savaş Ruslar için varoluşsal,” diyen Joe Kent, “ABD’de bu mücadelenin Rusya ve Putin için ne anlama geldiğini bütünüyle kavrayamadığımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu.

Kent’e göre Putin, savaşın sonucunu kayıp olarak kabul edip yalnızca Trump’ın siyasi itibarını koruyacak yeni müzakerelere yönelmeyecek. Rusya’nın çatışmaya verdiği önem nedeniyle, Putin’in basitçe geri çekilmesinin veya süreci Washington’ın istediği biçimde yeniden müzakereye açmasının beklenemeyeceğini savundu.

“Putin bunu kaybedemez; bu, öylece uzaklaşabileceği ve Trump’ın itibarını kurtarmasına imkân verecek birkaç görüşmeye razı olabileceği bir mesele değil,” diyen Kent, Moskova’nın savaşa ilişkin algısının ABD’deki siyasi hesaplardan farklı olduğunu vurguladı.

Kent’in görüşüne göre bu farklılık, yanlış hesaplama riskini artırıyor. Washington’ın sınırlı baskı veya ilave askerî destek olarak gördüğü bir adım, Moskova tarafından temel güvenlik çıkarlarına yönelik daha büyük bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Kent, bu nedenle Ukrayna savaşının dünyadaki en yüksek riskli çatışma olduğunu düşündüğünü söyledi.

Trump’a “Gerçeğin Tamamı” Anlatılıyor mu?

Kent, Trump’ın Ukrayna’daki durum hakkında eksiksiz bilgilendirilmediğini ileri sürdü. Ona göre Başkan’a aktarılan değerlendirmeler, hem savaşın Rusya açısından önemini hem de devam eden yardımın ABD’yi çatışmaya ne ölçüde bağladığını yeterince yansıtmıyor.

“Başkan Trump’a gerçeğin yüzde 100’ünün anlatıldığını düşünmüyorum,” diyen Joe Kent, Ukrayna savaşının yüksek risklerine rağmen Orta Doğu’daki gelişmeler nedeniyle yeniden geri plana itildiğini belirtti.

Kent, Ukrayna savaşını o sırada dünyada devam eden çatışmalar arasında “muhtemelen en sonuç alıcı” savaş olarak nitelendirdi. Bu değerlendirmesini, tarafların karşı karşıya olduğu risklerin son derece yüksek olmasına bağladı. Bununla birlikte Washington’ın dikkatinin yeniden Orta Doğu’daki “felakete” yöneldiğini söyledi.

Kent’in anlatımında iki bölgesel savaş birbirinden bağımsız görünse de ABD’nin kapasitesi, siyasi dikkati ve askerî taahhütleri üzerinden birleşiyor. Orta Doğu’da yeni bir tırmanma, Ukrayna’daki dengeyi ve Rusya’nın risk hesabını etkileyebilir; Ukrayna’ya desteğin devam etmesi de ABD’nin Orta Doğu’daki hareket alanını daraltabilir.

Savaşların Birleştirilmesi ve Dünya Çatışması Endişesi

Kent, ABD’nin mevcut politikayı sürdürmesi hâlinde daha geniş bir dünya çatışmasına doğru “uyurgezer biçimde” ilerleyebileceğini savundu. Ona göre en ciddi risklerden biri, Ukrayna’daki savaş ile Orta Doğu’daki çatışmanın tek ve çok cepheli bir mücadeleye dönüşmesi.

Kent, neoconların temel hedeflerinden birinin bu iki savaşı birleştirmek olduğunu düşündüğünü söyledi. Böylece ABD’nin birden fazla cephede doğrudan veya dolaylı biçimde savaşa bağlanacağını ileri sürdü. Ancak bu hedefi destekleyen belirli bir belge, açıklama veya kararın ayrıntılarını vermedi.

“Bu savaşlar birleşirse yeniden bir dünya çatışmasına doğru yavaşça ve uyurgezer biçimde itileceğiz,” diyen Joe Kent, neoconların ABD’yi çok cepheli savaşlara sokmak istediğini savundu.

Kent, açıklamasını mevcut dönemi “çok, çok tehlikeli” olarak nitelendirerek tamamladı. Endişesinin merkezine yalnızca savaşların sayısını değil, Başkan’ın sahadaki gerçek durum hakkında yeterince bilgilendirilmediği iddiasını yerleştirdi.

“Bu çok, çok tehlikeli bir dönem ve Başkana sahadaki gerçek anlatılmıyor,” diyen Kent, karar alma sürecindeki bilgi eksikliğinin tırmanma riskini büyüttüğünü ifade etti.

Larry Johnson: ABD Maddi ve İtibar Kaybı Yaşıyor

Sunucu son sözü Larry Johnson’a verirken Ukrayna ve Orta Doğu’daki savaşlardan herhangi birinin “sonsuz savaş” olup olmadığını sordu. Johnson, soruya doğrudan evet veya hayır yanıtı vermek yerine savaşların ABD üzerindeki etkisine odaklandı.

Johnson’a göre mevcut çatışmalar ABD’ye hem maddi kapasite hem de uluslararası itibar bakımından ağır zarar veriyor. Washington’ın uzun süre dünyaya güçlü ve yenilmez olduğu izlenimini verdiğini, ancak yaşananların bu algıyı ortadan kaldırdığını savundu.

“Bu, ABD’ye yalnızca maddi açıdan değil, itibar bakımından da ağır zarar veriyor,” diyen Larry Johnson, ülkenin küresel güç görüntüsünün ciddi biçimde aşındığını belirtti.

Johnson bu durumu “The Wizard of Oz” anlatısındaki perde benzetmesiyle açıkladı. ABD’nin kendisini uzun süre “büyük ve kudretli Oz” olarak gösterdiğini, ancak perde çekildiğinde bu gücün sanıldığı kadar sınırsız olmadığının ortaya çıktığını söyledi.

“Dünyayı büyük ve kudretli Oz olduğumuza ikna ettik; şimdi Toto perdeyi çekti ve mühimmatımızın tükenmekte olduğu ortaya çıktı,” diyen Larry Johnson, askerî kapasite konusundaki zayıflığın artık görünür hâle geldiğini savundu.

Johnson, bu savını belirli bir tedarik bağımlılığı iddiasıyla destekledi. ABD Savunma Bakanlığına ait gelişmiş mühimmatın yüzde 78’inin Çin’den gelen beş nadir toprak mineraline bağlı olduğunu söyledi. Ayrıca bu minerallerin Çin’in kontrolünde olduğunu vurguladı.

Johnson’ın verdiği rakama göre “ABD Savunma Bakanlığının gelişmiş mühimmatının yüzde 78’i”, Çin kaynaklı beş nadir toprak mineraline bağımlı. Podcast kesitinde bu oranın kaynağı, hangi mühimmat türlerini kapsadığı veya bağımlılığın nasıl hesaplandığı açıklanmadı; sayı Johnson’ın iddiası olarak aktarıldı.

Johnson ayrıca ABD’nin Houthis’i ve İran’ı yenmeyi başaramadığını savundu. Bu sonuçların Washington’ın yenilmezliği hakkındaki küresel algıyı zayıflattığını söyledi.

“Houthis’i yenemedik, İran’ı yenemedik; yenilmez ABD efsanesi çöktü,” diyen Larry Johnson, savaşların Washington’ın askerî gücüne ilişkin uzun süredir taşıdığı görüntüyü sarstığını ifade etti.

Kent ve Johnson’ın değerlendirmeleri farklı alanlara ağırlık verse de ortak bir uyarıda birleşti. Kent, Ukrayna ve Orta Doğu savaşlarının birleşerek daha geniş bir çatışmaya dönüşebileceğini ve Trump’a durumun tamamının anlatılmadığını savundu. Johnson ise aynı süreçlerin ABD’nin mühimmat kapasitesini zorladığını, Çin’e olan tedarik bağımlılığını görünür kıldığını ve ülkenin uluslararası prestijini aşındırdığını ileri sürdü.

Bu çeviriyi faydalı buldunuz mu?

Destek Ol